Block title
Block content
Gayrısıyla birlikte bakılırsa, Sâniin fevkalküll bir sem’ ve basara mâlik olduğu görünür. Bu hakikatten anlaşıldı ki, Sâni-i Âlem, âlemde dahil olmadığı gibi, âlemden hariç de değildir. İlmi ve kudretiyle herşeyin içinde olduğu gibi, herşeyin fevkindedir. Birşeyi gördüğü gibi, bütün eşyayı da beraber görür.

Bu hakikatler, kavs-i kuzeh renkleri gibi mâcun, birtakım nurânî âyetlerdir. Kâinat, bütün evsaf-ı kemâliyeyle muttasıf bir Hâlıkın vücub-u vücud ve vahdetine delâlet ve şehadet eder. Evet, kâinat o Hâlıkın nurunun gölgesi, esmâsının tecelliyatı, ef’alinin âsârıdır.

Arkadaş! Kâinatın, şu geçen hakikatlerin lisanıyla söylediği
1 اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ delâiliyle 2 لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ’ı ispat eder.

Ve keza, 3 فَاعْلَمْ اَنَّهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ hakikati 4 مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ’ı istilzam ediyor. مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِda, imânın beş rüknünü tazammun ettiği gibi, sıfât-ı rububiyete de mazhar ve mir’attır.

Bu sırra binaendir ki; مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ imânın mizan ve terazisinde
5 لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ ile karîn ve muvazi olmuştur. Nübüvvet, sıfât-ı rububiyete nâzır ve mazhar olduğundan, umumî bir câmiiyete mâliktir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Allah, kendinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır.” Bakara Sûresi: 2:255.
2 : Allah’ın kudret ve gücünden başka kudret ve güç yoktur.
3 : “Bil ki Allah’tan başka ilâh yoktur.” Muhammed Sûresi, 47:19.
4 : Muhammed Allah’ın Rasulüdür (elçisidir).
5 : Ondan başka ilâh yoktur.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Lâsiyyemalar / Sonraki Risale: Katrenin Zeyli
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlem : dünya, evren
âsâr : eserler, varlıklar
âyet : delil, Allah'ın varlığını gösteren delil
basar : görme
binaen : -dayanarak
câmiiyet : kapsamlı oluş, kapsayıcılık
delâil : deliller
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
ef'al : fiiller
esmâ : Allah’ın isimleri
eşya : varlıklar
evsaf-ı kemâliye : mükemmel sıfatlar, özellikler
fevkalküll : her şeyin üstünde
fevkinde : üstünde
hakikat : gerçek; bir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
hariç : dışında
hikmet : bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma
istilzam etmek : gerektirmek
Karîn : bitişik; yan yana
kavs-i kuzeh : gökkuşağı
keza : aynı, aynı biçimde
kudret : güç, kuvvet ve iktidar
lisan : dil
mâcun : karıştırılmış; karışım
mâlik : sahip
mazhar : ayna olma, bir şeye nail olup yansıtan
mir’at : ayna
mizan : ölçü
muttasıf : vasıflanmış; belirli özellikleri üzerinde taşıyan
muvazi : denk, eşit
nâzır : bakan; yönelik
nurânî : nurlu, aydınlık
nübüvvet : peygamberlik, elçilik
rükün : esas, şart
Sâni : her şeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
Sâni-i Âlem : bütün varlık âlemini san’atlı bir şekilde yaratan Allah
sem' : işitme
sıfât-ı rububiyet : rububiyete dair sıfatlar; her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşması için muhtaç olduğu şeylerin verilmesi, onların terbiye edilip idare edilmesi ve egemenlik altında bulundurulmasına dair İlâhî sıfatlar, özellikler
şehadet etmek : şahid olmak
tazammun etmek : içermek, içine almak
tecelliyat : tecelliler, yansımalar
umumî : genel
vahdet : birlik, teklik
velâyet : velilik; mânevî mertebeleri aşarak Allah’ın yakınlığını ve dostluğunu elde etme
vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
Yükleniyor...