Block title
Block content
Efradın ziyadesiyle karışık olmasıyla beraber iltibassız ve fevkalâde imtiyaz ve teşahhuslara mazhar olmaları, herşeye basîr ve herşeye şehîd ve herbir fiili kendisini diğer bir fiilden men etmeyen Zâta mahsustur.

Ve keza, arzda dağınık bulunan efrad arasındaki uzaklıkla beraber, suretçe, vücutça, teşkilâtça aralarında husule gelen tevafuk, küre-i arz yed-i tasarrufunda, ilminde, hükmünde, hikmetinde bulunan Zâta mahsustur.

Ve keza, nev’in kesret-i efradıyla beraber her ferdin harikulâde bir hüsn-ü hilkate mâlik olması, Kadîr-i Mutlaka hastır ki, az çok, küçük ve büyük herşey Ona nisbeten birdir.

Geçen fıkraların herbirisinde, herşeyin tek bir Sâniin sun’u ve san’atı olduğuna delâlet eden başka bir âyet daha vardır. Evet, sehavetle kuvve-i iktisadiye arasında ve sür’atle mizanlı olmak arasında ve ucuzlukla kıymetli olmak arasında ve karışık olmakla mümtaz bulunmak arasında tezat vardır. Bu zıtları bir fiilinde cem etmek, ancak kudreti hadsiz bir Sâni-i Kadîre mahsustur.

Hülâsa: Herbir fıkra, tek başına hâtem-i ehadiyeti izhara kâfi olduğu takdirde, fıkraların heyet-i içtimaiyesi pek zahir bir tarik-i evlâ ile hâtem-i ehadiyeti gösterir.

İşte bu izahtan, 1 وَلَئِنْ سَئَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَ اْلاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللهُ âyet-i kerîmesinin sırzahir oldu. Yani, o inatlı münkire, “Hâlık-ı Semavat ve Arz kimdir?” diye sorulduğu zaman, çar u nâçâr, “Allah’tır” diyecektir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Lokman Sûresi, 31:25.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Reşhalar / Sonraki Risale: Katre
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

arz : yer, dünya
âyet : delil
âyet-i kerime : şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi
basîr : gören
cem etmek : toplamak
çar u nâçâr : ister istemez, mecburen
delâlet etmek : işaret etmek
efrad : fertler, bireyler
ferd : kişi, şahıs
fevkalâde : olağanüstü
fıkra : bölüm, kısım
hadsiz : sonsuz, sınırsız
Hâlık-ı Semavat ve Arz : yeri ve göğü yaratan Allah
harikulâde : olağanüstü, şaşırtıcı şekilde
has : özgü
hâtem-i ehadiyet : Allah’ın, her bir varlık üzerindeki birliğini gösteren mühür
heyet-i içtimaiye : bir şeyin tamamı, bireylerinin toplamı
hikmet : her şeyi bir fayda ve gayeye yönlendirme ve yerleştirme niteliği
husule gelmek : meydana gelmek
hükmü : hakimiyeti
hülâsa : özetle
hüsn-ü hilkat : yaratılış güzelliği
iltibassız : birbirine karışmayan
imtiyaz : seçkinlik, diğerlerinden farklı olma, ayrılma
izah : açıklama
izhar : ortaya çıkarma, gösterme
Kadîr-i Mutlak : kudreti her şeyi kuşatan, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah
kâfi olmak : yeterli olmak
kesret-i efrad : fertlerin çokluğu
keza : bunun gibi
kıymetli olmak : değerli olmak
kudret : güç, kudret ve iktidar
kuvve-i iktisadiye : tutumluluk, iktisat gücü
küre-i arz : yer küre, dünya
mahsus : has, özgü
mâlik olmak : sahip olmak
mazhar olmak : erişmek, kavuşmak
men etmek : yasaklamak
mizan : ölçü, denge
mümtaz bulunmak : benzerlerinden ayrılmış, seçilmiş bulunmak
münkir : inkâr eden
nev'i : tür, çeşit
nisbeten : bir şeye göre, oranla
Sâni : her şeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
Sâni-i Kadîr : her şeyi san’atlı bir şekilde yaratan ve kudreti sınırsız olan Allah
sehavet : cömertlik
sır : gizem, gizli gerçek; ince hakikat
sun' : san’atlı iş yapmak
suretçe : şekil ve görünüm açısından
sür’at : hız
şehîd : her şeyi müşahede eden; gören
tarik-i evlâ : en uygun ve iyi yol
teşahhus : belirlenme, şahıslanma, bir birey hâline gelme
teşkilâtça : yapı ve şekillendirme açısından
tevafuk : uyum, uygunluk
tezat : zıtlık
yed-i tasarruf : tasarruf eli; yönetimi ve hakimiyeti altında tutma
zahir olmak : açıkta olmak, görünmek
zahir : görünen, açıkta olan
ziyade : fazla, çok
Yükleniyor...