Block title
Block content
Kur’ân-ı Kerim bu âyet ile, pek geniş saltanat-ı rububiyete karşı ins ve cinnin aczlerini ilân zımnında nidâ ediyor: “Ey insan-ı hakîr, sağîr, âciz! Ne suretle, şeytanları recmeden melâike ile necimlerin, şemslerin, kamerlerin itaat ettikleri Sultan-ı Ezele isyan ediyorsun. Nasıl kocaman yıldızları mermi, kurşun yerinde kullanabilen bir askere sahip olan bir sultana karşı isyan etmeye cesaret ediyorsun?”

Yedinci basamak: Yıldızların pek küçük efradı olduğu gibi, pek büyükleri de vardır. Semânın veçhini, yüzünü ziyalandıran herşey yıldızdır. Bu neviden bir kısmı, semâya ziynet olmuştur. Bir kısmı da şeytanları recmetmek için semâmancınıklardır. Semâda yapılan bu recim, semâ gibi en vâsi dâirelerde bile vukua gelen mübareze hâdisesini insanlara göstermekle, insanların mutîlerini âsiler ile mübarezeye teşvik ile alıştırmaktır.

İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanı hayvandan ayıran şeylerden; Biri: Mazi ve müstakbel ile alâkadar olmasıdır. Hayvan bu iki zamanı bihakkın düşünecek bir idrâke mâlik değildir. İkincisi: Gerek enfüsî, gerek âfâkî, yani dahilî ve haricî şeylere taallûk eden idrâki, küllî ve umumîdir. Üçüncüsü: İnşaata lâzım olan mukaddemeleri keşif ve tertip etmektir: Meselâ, bir evin yapılması için lâzım olan taş, ağaç, çimento misilli lüzumlu mukaddemeleri ihzar ve tertip etmek gibi.

Binaenaleyh, insanın en evvel ve en büyük vazifesi, tesbih ve tahmiddir. Evvelâ mazi, hal ve istikbal zamanlarında görmüş veya görecek nimetler lisanıyla, sonra nefsinde veya haricinde görmekte olduğu in’amlar lisanıyla, sonra mahlûkatın yapmakta oldukları tesbihatı şehadet ve müşahede lisanıyla Sânii hamd ü senâ etmektir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Şemme / Sonraki Risale: On Dördüncü Reşha
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz, elinden bir şey gelmeyen
acz : acizlik, güçsüzlük, zayıflık
âfâkî : dış dünyaya ait
aktar : bölgeler, dört bir taraf
alâkadar : alâkalı, ilgili
arz : yer, dünya
âsi : isyan eden, başkaldıran
âyet : Kur’ân’ın her bir cümlesi
bihakkın : hakkıyla, gerçek anlamıyla
binaenaleyh : bundan dolayı
cemaat : topluluk
dahilî : iç
efrad : fertler, bireyler
enfüsî : iç dünyamıza ait
hadise : olay
hal : şimdiki zaman
haricî : dış
i’lemeyyühe’l-aziz : ey aziz kardeşim bil ki
idrâk : anlama, kavrama
ihzar : hazırlama
ins : insan
insan-ı hakîr : ufak tefek olan insan
istikbal : gelecek zaman
kamer : ay
keşf etmek : bulup ortaya çıkarmak
küllî : geniş
lisan : dil
mâlik : sahip
mancınık : eskiden kale kuşatmalarında ağır taşlar fırlatmak için kullanılan bir savaş âleti
mazi : geçmiş zaman
melâike : melekler
misilli : gibi, benzeri
mukaddeme : ön hazırlık
mutî : itaat eden, emre uyan
mübareze : karşı koyma, çarpışma
mülk : sahip olunan ve hükmedilen şey
müstakbel : gelecek zaman
necim : yıldız
nev : çeşit, tür
nidâ etmek : seslenmek
recim : taşlama
sağîr : küçük
saltanat-ı rububiyet : rablık saltanatı; Allah’ın her varlığa, yaratılış gayelerine ulaşmaları için zarar verici şeylerden koruyup, muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye etmesi, tedbir, tasarruf ve egemenliği altında bulundurması
semâ : gökyüzü
semâvat : gökler
semâvî : gökle ilgili; gayb âlemiyle ilgili
sultan-ı Ezel : Ezel Sultanı; bütün zamanlara hâkim olan zaman üstü Sultan, Allah
suret : şekil
şems : güneş
taallûk etmek : ilgilendirmek, ait olmak
tahmid : Allah’a övgü, minnet ve şükürlerini sunma
tertip etmek : sıralamak, düzenlemek
tesbih : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
teşvik : şevklendirme, isteklendirme
umumî : genel
vâsi : geniş
vech : yüz
vukua gelen : gerçekleşen
zımnında : açıkça olmayıp, dolayısıyla üstü kapalı olarak içinde var olan
ziyalandıran : ışıklandıran
ziynet olmak : süs olmak
Yükleniyor...