Block title
Block content
Ve keza, sağ yanımızda fakr yarası, solda da acz, zaaf cerihası vardır. Eğer Kur’ân’ın ilâçlarıyla tedavi edersen, fakrımız rahmet-i Rahmân’ın ziyafetine şevk ve iştiyaka inkılâp edecektir. Acz ve zâfımız da Kadîr-i Mutlakın dergâh-ı izzetine iltica için bir davet tezkeresi gibi olur.

Ve keza, bizler uzun bir seferdeyiz. Buradan kabre, kabirden haşre, haşirden ebed memleketine gitmek üzereyiz. O yollarda zulümatı dağıtacak bir nur ve bir erzak lâzımdır. Güvendiğimiz akıl ve ilimden ümit yok. Ancak Kur’ân’ın güneşinden, Rahmân’ın hazinesinden tedarik edilebilir. Eğer bizleri bu seferden geri bırakacak bir çareniz varsa, pekâlâ. Ve illâ sükût ediniz. Kur’ân-ı dinleyelim, bakalım ne emrediyor:

فَلاَ تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيوةُ الدُّنْيَا وَلاَ يَغُرَّنَّكُمْ بِاللهِ الْغَرُورُ 1

Hülâsa: Ayık olan sana tâbi olmaz. Ancak siyaset şarabıyla veya şöhret hırsıyla veya rikkat-i cinsiyeyle veya felsefenin dalâletiyle veya medeniyetin sefahetiyle sarhoş olanlar senin meşrep ve mesleğine tâbi olurlar. Fakat insanın başına indirilen darbeler ve yüzüne vurulan tokatlar, onun sarhoşluğunu izâle ile ayıltacaktır.

Ve keza, insan hayvan gibi yalnız zaman-ı hal ile müptelâ ve meşgul değildir. Belki müstakbelin korkusu ve mazinin hüzün ve kederiyle hal elemlerine mâruzdur. Fakat kendisini şakî, dâll, ahmaklardan addetmeyen adam, Kur’ân’ın şu beşaretini dinlesin:

اَلاَ اِنَّ اَوْلِيَاءَ اللهِ لاَخَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ - اَلَّذِينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ - لَهُمُ الْبُشْرٰى فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِى اْلاٰخِرَةِ لاَ تَبْدِيلَ لِكَلِمَاتِ اللهِ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ 2

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı şeytan da Allah ile aldatmasın (Yani, Onun veya âhireti yapmayacak diye sizi aldatmasın!).” Lokman Sûresi, 31:33.
2 : “Bilin ki, Allah’ın dostları için ne bir korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar. “Onlar îmân eden ve Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınan takvâ ehlidir. “Dünya hayatında da, âhirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde değişiklik olmaz. En büyük ödül işte budur.” Yûnus Sûresi, 10:62-64.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Şemme / Sonraki Risale: On Dördüncü Reşha
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : güçsüzlük
addetmek : saymak, kabul etmek
beşaret : müjde, sevindirici haber
ceriha : yara
dalâlet : doğru yoldan sapma, sapkınlık
dâll : hak yoldan sapan
dergâh-ı izzet : izzet sahibi Allah’ın kapısı
ebed : sonsuzluk
elem : acı, keder
erzak : rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler
fakr : muhtaçlık
hâl : şimdiki zaman
haşir : âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma
hülâsa : özet
illâ : aksi halde, yoksa
iltica : sığınma
inkılâp etmek : değişmek, dönüşmek
iştiyak : çok şiddetli arzu ve istek
izâle : giderme, ortadan kaldırma, yok etme
Kadîr-i Mutlak : herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah
keza : bunun gibi
mâruz : tesiri altında olma
mazi : geçmiş
meşrep : hareket tarzı, metod
müptelâ : bağımlı
müstakbel : gelecek
nur : aydınlık
Rahmân : çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah
rahmet-i Rahmân : rahmet ve şefkat tecellîsi bütün varlıkları kuşatan Allah’ın rahmeti
rikkat-i cinsiye : insanın kendi cinsinden olana acıması
sefahet : yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, beyinsizce davranış, yararı zarardan ayırt edememe
sefer : yolculuk
sükût etmek : susmak
şakî : haydut, yol kesici; günahkâr, mutsuz
şevk : şiddetli arzu ve istek
tâbi olmak : bağlı olmak, uymak
tedarik etmek : elde etmek
tezkere : belge
zaaf : zayıflık, güçsüzlük
zaman-ı hâl : şimdiki zaman
zulümat : karanlık; inkâr ve inaçsızlıktan doğan karanlıklar
Yükleniyor...