Block title
Block content
Evet, o zât (a.s.m.) vazifesi itibarıyla, hakkın burhanı, hakikatın ziyası, hidayetin güneşi, saadetin vesilesidir. Şahsiyet ve hüviyet cihetiyle, muhabbet-i Rahmâniyenin misali, rahmet-i Rabbâniyenin timsali, hakikat-i insaniyenin şerefi, şecere-i hilkatin en kıymettar ve kıymetli bahâdar bir semeresidir. Tebliğ ettiği dini de harika bir sür’atle şark ve garbı ihata etmiş, nev-i beşerin beşte biri kabul etmiştir. Acaba böyle bir zâtın dâvâlarında nefis ve şeytanın münakaşa ve itirazlarına bir imkân var mıdır?

YEDİNCİ REŞHA: Arkadaş! O zâtı harekete getirip o inkılâpları kendisine yaptıran ancak bir kuvve-i kudsiyedir. Evet, bilhassa Ceziretü’l-Arabda yaptığı inkılâp ve icraata bak:

O sahralarda, o çöllerde, âdetlerini muhafazada çok mutaassıp ve asabiyetlerinde fevkalâde inatçı ve kasâvet-i kalb ve merhametsizlikte emsalsiz ve hattâ diri diri kızlarını toprağa gömüp öldürürlerken müteessir bile olmayan pek çok vahşî kavimler oturmakta idiler. O zât-ı nuranî, kısa bir zamanda, o kavimlerin ahlâk-ı seyyielerini kaldırarak ahlâk-ı hasene ile tebdil ettirdi. Hattâ, o zât-ı mürşidin (a.s.m.) telkin ettiği iman nuru sayesinde, o vahşî insanlar, insan âleminde insanlara muallim oldular. Ve medeniyet dünyasında, medenîlere üstad oldular. O zâtın (a.s.m.) şu kadar geniş ve azîm saltanatı, yalnız zahirî bir saltanat değildir. Daha geniş ve daha derin yerde saltanat-ı bâtıniyesi vardır ki, bütün kalbleri ve akılları kendisine cezb ve celb etmiştir. Ve bütün ruhları ve nefisleri teshir etmiştir ki, kalblere mahbub, akıllara muallim ve tenvir edici ve nefislere mürebbî ve ruhlara sultan olmuş ve olmaktadır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Lem'alar / Sonraki Risale: Lâsiyyemalar
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdet : alışkanlık, örf
ahlâk-ı hasene : güzel ahlâk
ahlâk-ı seyyie : kötü ahlâk
asabiyet : ırkçılık, kendi akraba ve milletini aşırı derecede kayırma gayreti
azîm : büyük, yüce
bahâdar : kıymetli
bilhassa : özellikle
burhan : güçlü ve sarsılmaz delil, kanıt
Ceziretü’l-Arab : (bilgiler – Arap Yarımadası)
cihet : yön, taraf
dâvâ : iddia
define : hazine, gizli servet
dellâl : duyurucu, ilân edici
emsalsiz : benzersiz
esmâ-i İlâhiye : Cenab-ı Allah’ın isimleri
fevkalâde : olağanüstü, çok güzel
hakikat : bir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti
hakikat-i insaniye : insanın gerçek mahiyeti
hidayet : doğru ve hak olan yol, İslâmiyet
hüviyet : şahsiyet, kişilik
icraat : faaliyet, iş
ihata etmek : kuşatmak
inkılâp : değişim, dönüşüm
itibarıyla : özelliğiyle
kasâvet-i kalb : kalb sertliği, kalb katılığı
kavim : topluluk
keşfetmek : açığa çıkarmak, göstermek
keşşâf : keşfeden, gizli şeyleri bulup meydana çıkaran
kıymettar : kıymetli, değerli
kuvve-i kudsiye : kudsî kuvvet; kaynağı Allah’tan gelen güç
medenî : çağdaş, uygar
medeniyet : uygarlık
mehâsin : güzellikler, iyilikler
misal : örnek, benzer
muallim : öğreten, yetiştiren
muhabbet-i Rahmâniye : sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Allah’a duyulan sevgi
muhafaza : koruma, saklama
mutaassıp : tutucu, inanç veya geleneklerine aşırı derecede bağlı
müteessir olma : etkilenme, tesiri altında kalma, üzülme
nefis : bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
nev-i beşer : insanlık türü, insanlar
nihayetsiz : sınırsız, sonsuz
nur : aydınlık, ışık
rahmet : İlâhî şefkat ve merhamet
rahmet-i Rabbâniye : herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın merhamet ve şefkati
reşha : “sızıntı” mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi
saadet : mutluluk
sahra : çöl
saltanat : egemenlik, hâkimiyet
saltanat-ı Rububiyet : Allah’ın her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
semere : meyve
sür’at : hız
şark ve garp : doğu ve batı
şecere-i hilkat : yaratılış ağacı
tebdil etmek : değiştirmek
tebliğ etmek : bildirmek, sunmak
telkin etmek : fikir aşılamak, öğüt vermek
timsal : görüntü, yansıma
üstad : hoca, öğretmen
vahşî : medenî olmayan, kaba
vesile : aracı
zahirî : açık, görünürde
zât : kişi; Hz. Muhammed (a.s.m.)
zât-ı mürşid : doğru yolu gösteren, Hz. Muhammed (a.s.m.)
zât-ı nuranî : etrafını nûruyla aydınlatan zât, Hz. Peygamber (a.s.m.)
ziya : ışık, aydınlık
Yükleniyor...