Block title
Block content
SEKİZİNCİ REŞHA: Arkadaş! Bilirsin ki, sigara gibi küçük bir âdeti, birşeyi tiryakisinden ref etmek pek zahmettir. Hattâ büyük bir hâkim, büyük bir azimle, küçük bir kavimde itiyad edilen bir hasleti kaldırmakta büyük müşkilâta rastgelir. Halbuki bu zât-ı nuranî, pek çok âdetleri, pek çok asabî, inatçı kavimlerden, cüz’î bir kuvvetle, kısa bir zamanda kaldırarak, yerlerini yüksek, nezih ahlâk ve âdetlerle doldurmuştur.

Evet, Hazret-i Ömer İbnü’l-Hattâb’ın (radıyallahü teâlâ anh) İslâmiyetten evvel ve sonraki halleri bu meseleye güzel bir misaldir. Bunun gibi, icraat-ı esasiyesinden binlerce harikalar vardır. O zâtın, o zamandaki icraatına harika diyoruz. Acaba bu zamanın yüzlerce feylesofları, o zamanda, o vahşet-âbâd cezireye gidip, pek uzun zamanlarda o vahşîleri ıslah için çalışsalar, o zât-ı mürşidin bir senede muvaffak olduğu kadar, onlar elli senede muvaffak olabilirler mi? Hâşâ!

DOKUZUNCU REŞHA: Arkadaş! Aklı başında olan bir adam münazaralı dâvâlarda yalan söyleyemez. Çünkü, bilâhare yalanının açığa çıkıp mahcup olmasından korkar. Ve keza, bir insan yalan söylediği takdirde pervasız, lâübâli bir tarzda söyleyemez. Ve keza, serbest, heyecanlı söylenmesine girişemez velev âdi bir mesele, küçük bir cemaat içinde, küçük bir vazifede bulunan küçük bir şahıs olsun. Acaba büyük bir vazifeyle vazifedar, pek büyük bir meselede, pek büyük bir şeref ve haysiyet sahibi, pek büyük bir cemaat içinde, pek şedit hasımların karşısında iddia ettiği bir dâvâda yalan ve hilâf-ı hakikat söyleyebilir mi?
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Lem'alar / Sonraki Risale: Lâsiyyemalar
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdet : alışkanlık
âdi : basit, sıradan
ahlâk : huy, tabiat, insanın davranış tarzı, tutum ve tavrı
asabî : sinirli
azim : kesin karar
bilâhare : daha sonra
cemaat : topluluk
cezb ve celb etmek : bir şeyi çekmek
cezire : yarımada
cüz'î : küçük; ferdî
evvel : önce
filozof : felsefe ile uğraşan, felsefeci
hâkim : hükmeden, idareci
hasım : düşman
haslet : huy, özellik
hâşâ : asla öyle değil
haysiyet : itibar
hilâf-ı hakikat : gerçeğe aykırı
hutbe-i ezeliye : ezelî hutbe; Allah’ın insanlara ve cinlere bir hutbesi olan Kur’ân
ıslah : düzelme, iyileşme
icraat : faaliyet, iş
icraat-ı esasiye : temel faaliyetler
itiyad edilen : alışkanlık hâline gelen
kavim : topluluk, millet
keza : aynı, aynı biçimde
lâübâli : saygısız, çekinmesi olmayan, dikkatsiz
mahbub : sevgili
mahcup olmak : utanmak
misal : örnek, benzer
muallim : öğreten, yetiştiren
muvaffak olmak : başarmak
münazara : tartışma
mürebbî : terbiye edici, eğitici
müşkilât : zorluklar
nefis : bir kimsenin kendisi
nezih : temiz, pâk
pervasız : korkusuz
radıyallahü teâlâ anh : Allah ondan razı olsun
ref etmek : ortadan kaldırmak
reşha : "sızıntı " mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi
saltanat : egemenlik, hâkimiyet
saltanat-ı bâtıniye : insanların iç dünyalarında kurulan hâkimiyet, egemenlik
şedit : çok şiddetli
tenvir etmek : aydınlatmak, ışıklandırmak
teshir etmek : boyun eğdirmek; etkisi altına almak
tiryaki : bağımlı
vahşet-âbâd : vahşetlerle dolu
vahşî : medenî olmayan, kaba
vazifedar : görevli
velev : eğer, gerçi
zahmet : zorluk, sıkıntı
zât-ı mürşid : insanlara doğru yolu gösteren, Hz. Muhammed (a.s.m.)
zât-ı nurânî : etrafını nuruyla aydınlatan zât, Hz. Peygamber (a.s.m.)
Yükleniyor...