Block title
Block content
İşte, o zât-ı nurânî, okuduğu o hutbe-i ezeliyeyi öyle bir tarzla okuyor; ne tereddüdü var, ne hicabı, ne korkusu var, ne teessürü... Hem samimî bir safa-i kalble, hâlis bir ciddiyetle, hasımlarının damarlarına dokundurmak üzere, akıllarını tezyif, nefislerini tahkir edip izzetlerini kırıyor. Acaba böyle bir dâvâda, böyle bir makamda, böyle bir şahıstan zerre miskal bir hilenin bu meseleye karışmasına imkân var mıdır? Hâşâ! 1 اِنْ هُوَ اِلاَّ وَحْىٌ يُوحٰى Evet, hak hileye muhtaç değil; hakkı söylemekte hile ve iğfal ihtimali yoktur. Hakikati gören bir nazar halkı iğfal etmez, hilâf-ı hakikat söylemez, hayal ile hakikati temyiz eder; aralarında iltibas olamaz.

ONUNCU REŞHA: Arkadaş! O zât-ı mürşid, nev-i beşeri korkutmak için pek müthiş hakikatlerden bahsediyor. Ve insanları tebşir için, kalbleri cezb ve akılları celb eden meselelerden haber veriyor.

Yahu! Hakaik ve garaibi keşif için insanlarda öyle bir şevk, öyle bir merak vardır ki, garip bir hakikati keşif yolunda canlarını, mallarını feda ediyorlar. Bu zâtın (a.s.m.) keşf ve ihbar ettiği hakaike ne için ehemmiyet vermiyorlar? Halbuki, bütün enbiyâ ve evliyâ ve sıddıkîn gibi ehl-i şuhud ve ashab-ı ihtisas, bilittifak o zâtı tasdik etmiş ve ediyorlar. Bu zât (a.s.m.), öyle bir Sultanın şuûnundan bahsediyor ki, kamer Onun mülkünde bir sinek gibidir. Acip harikalardan bahsettiği gibi, pek müthiş infilâk ve inkılâplardan da haber veriyor.

Bakınız: O hutbe-i ezeliyede, 3 اِذَاالشَّمْسُ كُوِّرَتْ 2 اِذَاالسَّمَاۤءُانْفَطَرَتْ
4 اِذَا زُلْزِلَتِاْلاَرْضُ زِلْزَالَهَا gibi tilâvet ettiği âyetlere dikkat ediniz.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “O ancak kendisine vahyolunanı söyler.” Necm Sûresi, 53:4.
2 : “Güneş dürülüp toplandığında.” Tekvir Sûresi, 81:1.
3 : “Gök yarıldığı zaman.” İnfitar Sûresi, 82:1.
4 : “Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır.” Zilzâl Sûresi, 99:1.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Lem'alar / Sonraki Risale: Lâsiyyemalar
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : hayret verici, şaşırtıcı
ashab-ı ihtisas : ihtisas sahibi olan uzman kişiler
bilittifak : görüş birliği sağlanmak sûretiyle
celb eden : kendi tarafına çeken
cezb : çekme
ehl-i şuhud : gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Allah’ın lütuf ve ihsanıyla gören kimseler
enbiyâ : peygamberler
evliyâ : Allah dostları
garaib : hayret verici şeyler
garip : tuhaf
hak : doğru gerçek
hakaik : gerçekler, doğrular
hakikat : herbir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti
hâlis : içten, katıksız, samimi
hasım : düşman
hâşâ : asla öyle değil
hicab : utanma
hilâf-ı hakikat : gerçeğe aykırı
hile : aldatma
hutbe-i ezeliye : ezelî hutbe; Allah’ın insanlara ve cinlere bir hutbesi olan Kur’ân
iğfal : gaflete düşürerek kandırma, aldatma
ihbar etmek : haber vermek
iltibas : farkını bilemeyip karıştırma
infilâk : patlama
inkılâp : değişim, dönüşüm
izzet : değer, itibar
kamer : ay
keşif : gizli bir şeyi açığa çıkarma
miskal : yaklaşık 4.5 grama denk olan bir ağırlık ölçüsü
mülk : sahip olunan şey
müthiş : dehşet veren
nazar : bakış, düşünce
nefis : insanın kendisi
nev-i beşer : insanlık
reşha : “sızıntı” mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi
safa-i kalp : bütün kirlerden arınmış bir kalp
sıddıkîn : daima doğruluk üzere olan ve Allah’a ve peygambere bağlı yaşayan büyük insanlar
Sultan : otorite, kudret ve egemenlik sahibi olan Allah
şevk : çok arzu, şiddetli istek
şuûn : hâller, işler; Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler
tahkir etmek : aşağılamak
tasdik etmek : doğrulamak, onaylamak
tebşir : müjde vermek
teessür : bir başkasının tesirinde kalma, etkilenme
temyiz etmek : birbirinden ayırmak
tereddüd : kararsızlık, şüphe
tezyif : hakaret, küçük düşürme
tilâvet etmek : okumak
zât-ı mürşid : doğru yolu gösteren zât, Hz. Muhammed (a.s.m.)
zerre : atom
Yükleniyor...