Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanları fikren dalâlete atan sebeplerden biri, ülfeti ilim telâkki etmeleridir. Yani melûfları olan şeyleri kendilerince mâlum bilirler. Hattâ, ülfet dolayısıyla âdiyâta teemmül edip ehemmiyet vermezler. Halbuki, ülfetlerinden dolayı malûm zannettikleri o âdi şeyler, birer harika ve birer mu’cize-i kudret oldukları halde, ülfet sâikasıyla onları teemmüle, dikkate almıyorlar; ta onların fevkinde olan tecelliyat-ı seyyâleye im’ân-ı nazar edebilsinler. Bunların meseli, deniz kenarında durup, denizin içerisindeki hayvanata ve sair garip hâlâtına bakmayarak, yalnız rüzgârla husule gelen dalgalara ve şemsin şuââtından peydâ olan parıltısına dikkat etmekle Mâlikü’l-Bihar olan Allah’ın azametine delil getiren adamın meseli gibidir.

İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanların arza âit malûmat ve müsellemât-ı bedihiyatları, ülfete mebnîdir. Ülfet ise, cehl-i mürekkep üstüne serilmiş bir perdedir. Hakikate bakılırsa, zannettikleri ilim, cehildir. Bu sırra binaendir ki, Kur’ân, âyetleriyle insanların nazarını melûfatları olan şeylere çeviriyor. Âyetler, necimler gibi ülfet perdesini deler, atar. İnsanın kulağından tutar, başını eğdirir. O ülfetin altındaki havâriku’l-âdât mu’cizeleri o âdiyat içerisinde gösterir.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Aralarında münasebet, muamele, hattâ mükâleme bulunan iki şeyin, birbirine müşabih veya müsâvi olmasını istilzam etmez. Meselâ, yağmurun bir katresi veya semerenin bir çiçeğinin, küçüklüğüyle beraber, şemsle münâsebeti ve muamelesi vardır. Binaenaleyh, ey insan, Senin hakaretin, seni Hallâk-ı Âlemin nazar-ı inâyetinden setredecek bir sebep olamaz.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Zerre / Sonraki Risale: Onuncu Risale
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdi : basit, değersiz
âdiyat : alışılmış olan sıradan şeyler
arz : yer, dünya
âyet : Kur’ân’ın her bir cümlesi
azamet : büyüklük, yücelik
binaen : -dayanarak
binaenaleyh : bundan dolayı
cehil : cahillik, bilgisizlik
cehl-i mürekkep : bilmediğinden habersiz kimsenin cahilliği; katmerli bilgisizlik
dalâlet : hak yoldan sapkınlık
ehemmiyet : önem
evliya : Allah dostları velîler
fâsık : günahkâr
fevkinde : üstünde
fikren : düşünce olarak
hakaret : basitlik, küçüklük
hakikat : gerçek
hâlât : haller, durumlar
Hallâk-ı âlem : âlemlerin yaratıcısı olan Allah
havâriku’l-âdât : olağanüstü şeyler
hayalen : hayale dayalı olarak
hayvanat : hayvanlar
husule gelmek : meydana gelmek
i’lem eyyühe’l-aziz : ey aziz kardeşim bil ki
im’ân-ı nazar : bir işi dikkatle düşünmek; bir şeye inceden inceye bakmak
istilzam etmek : gerektirmek
katre : damla
kezâlik : bunun gibi
Mâlikü’l-Bihar : denizlerin sahibi olan Allah
mâlum : bilinen, belli
malûmat : bilgiler
mebnî : bina edilmiş
med ve cezir : denizlerdeki gel-git olayı
melûf : alışılmış, ülfet edilmiş
melûfat : alıştıkları, ülfet ettikleri şeyler
mesel : örnek, benzer
mu’cize : şaşkınlık uyandıran olağanüstü şey
mu’cize-i kudret : Allah’ın kudret mu’cizesi
muamele : davranış; karşılık
muhabbet : sevgi
mükâleme : karşılıklı konuşma
münasebet : alâka, ilgi
müsâvi : eşit, denk
müsellemât-ı bedihiyat : apaçık oluşları sebebiyle itirazsız kabul edilen şeyler
müşabih : benzeyen, benzeşen
nazar : bakış
nazar-ı inâyet : önem ve özen ihtiva eden dikkatli bakış,
necim : yıldız
peydâ olan : meydana gelen
sâikasıyla : sebebiyle
sair : diğer
secde : namazda yere kapanma
semere : meyve
setretmek : örtmek, gizlemek
şems : güneş
şuâât : parıltılar, ışıklar
şuarâ : şairler
tecelliyat-ı seyyâle : akıp giden yansımalar, görünümler
teemmül : düşünme, inceden inceye araştırma
telâkki etmek : zannetmek
ülfet : alışkanlık
vukua gelmek : meydana gelmek
Yükleniyor...