Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Kâinatın miftahı, anahtarı insanın elindedir. Âlemin kapıları açık ise de mânen kapalıdır. Cenâb-ı Hak bütün o kapıları ve kenz-i mahfîyi açan ene namında bir miftahı insanın eline vermiştir. Fakat, ene de kapısı kapalı bir bilmecedir. Bunun kapısı açılıyorsa kâinatın da kapıları açılıyor.

Evet, Cenâb-ı Hak insana bir benlik, bir nevi hürriyet vermiştir ki, Cenâb-ı Hakkın rububiyetine ait evsafı bilmek için mevhum, farazî bir vahid-i kıyasî yapsın.

Mahiyet-i beşerde pek ince bir ip, insanın vücudunda şuurlu bir kıl, şahsın kitabında bir elif kıymetinde ve miktarında olan ene’nin iki vechi vardır. Biri hayra bakar. Bu vecihle yalnız kabil-i feyizdir, fâil değildir. Diğer veçhi ise şerre bakar. Bu vecihle kendisini fâil bilir.

Ene’nin mâhiyeti mevhûmedir. Rububiyeti hayalîdir. Vücudu birşeye hâmil olamaz. Ancak mizânülhararet gibi, Vâcibü’l-Vücudun rububiyetine âit sıfât-ı mutlaka-i muhitayı bilmek için bir mizan vazifesini görüyor.

Eğer insan benliğine mizan nazarıyla bakarsa, kâinattan zihnine akıp gelen âfakî malûmatı kendi malûmatıyla, tasarrufat ve sıfât-ı İlâhiyeyi de kendi sıfâtıyla tasdik eder. Yine merciine iade eder.

Ve bu sâyede 1 قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا ’daki 2 مَنْ şümulüne dahil olarak, bihakkın emâneti ifâ etmiş olur. Fakat kendisine müstakil nazarıyla bakmakla kendisini mâlik itikad ederse, 3 وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا ’nın şümulüne dahil olmakla emânetle hıyânet etmiş olur. Zira semâvat ve arzın, hamlinden korkarak imtinâ ettikleri cihet, ene’nin bu cihetidir. Çünkü, dalâletler, şirkler, şerler bu cihetten doğarlar.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Nefsini günahlardan arındıran kurtuluşa ermiştir.” Şems Sûresi, 91:9.
2 : Kim, kimse.
3 : “Nefsini günaha daldıran da hüsrâna düşmüştür.” Şems Sûresi, 91:10.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Zerre / Sonraki Risale: Onuncu Risale
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âfakî : dış dünyaya ait
âlem : dünya, evren
arz : dünya
bihakkın : hakkıyla, gerçek anlamıyla
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cihet : yön, taraf
elif : Arap alfabesinin ilk harfi
ene : ben, benlik
evsaf : vasıflar, nitelikler
fâil : bir işi yapan; fiilin sahibi
farazî : hayalî, var sayılmış
hâmil : taşıyan
haml : yüklenme, üstlenme
hayalî : hayale dayalı
i’lemeyyühe’l-aziz : ey aziz kardeşim bil ki
ifâ etmek : yerine getirmek
imtinâ etmek : çekinmek, yapmamak
itikad etmek : inanmak
kabil-i feyiz : bolluğu, bereketi, lütfu kabul eden
kâinat : evren
kenz-i mahfî : gizli hazine
kıymet : değer
mâhiyet : her bir şeyin aslı, esası
mahiyet-i beşer : insanın mahiyeti, niteliği
mâlik : sahip, herhangi bir şeye sahip olan kimse
malûmat : bilgiler
mânen : mânevî olarak
merci : kaynak
mevhum : gerçekte olmadığı halde var sayılan
miftah : anahtar
mizan : ölçü, terazi
mizânülhararet : termometre; sıcaklık ölçen âlet
müstakil : bağımsız, başlı başına
namında : isminde
nazar : bakış, bakma
nevi : çeşit, tür
rububiyet : Rablık; Allah’ın her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
semâvat : gökler
sıfât : nitelikler, özellikler
sıfât-ı İlâhiye : Allah’ın sıfatları, mukaddes özellikleri, nitelikleri
sıfât-ı mutlaka-i muhita : her tarafı kuşatan sınırsız sıfatlar, vasıflar, nitelikler
şer : kötülük
şuur : bilinç, anlayış, idrak
şümul : kapsamlılık, kuşatıcılık
tasarrufat : faaliyetler, uygulamalar
tasdik etmek : doğruluğunu kabul etmek
Vâcibü’l-Vücud : varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah
vahid-i kıyasî : ölçü birimi
vech : yüz, yön
vücud : varlık
Yükleniyor...