Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hakkın günahkârları affetmesi fazldır, tâzip etmesi adldir. Evet, zehiri içen adam, âdetullaha nazaran hastalığa ölüme kesb-i istihkak eder. Sonra hasta olursa, adldir. Çünkü cezasını çeker. Hasta olmadığı takdirde Allah’ın fazlına mazhar olur.

Mâsiyetle azap arasında kavî bir münasebet vardır. Hattâ ehl-i itizâl, mâsiyet hakkında doğru yoldan udûl ile, mâsiyeti, şerri Allah’a isnad etmedikleri gibi, mâsiyet üzerine tâzibin de vacip olduğuna zehab etmişlerdir. Şerrin azabı istilzam ettiği, rahmet-i İlâhiyeye münâfi değildir. Çünkü şer, nizam-ı âlemin kanununa muhaliftir.

İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsan nisyandan alındığı için, nisyana müptelâdır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır. Fakat, hizmet, sa’y, tefekkür zamanlarında, nefsin unutulması, yani nefse bir iş verilmemesi dalâlettir. Hizmetler görüldükten sonra, neticede, mükâfat zamanlarında nefsin unutulması kemâldir. Bu itibarla, ehl-i dalâl ile ehl-i kemâl, nisyan ve tezekkürde müteâkistirler. Evet dâll olan kimse, bir iş ve bir ibadet teklifinde başını havaya kaldırarak firavunlaşır. Lâkin mükâfatın, menfaatin tevziinde bir zerreyi bile terk etmez. Amma nefsini unutan ehl-i kemâl, sa’y, tefekkür, sülûk zamanlarında herşeyden evvel nefsini ileri sürüyor. Fakat neticelerde, faidelerde, menfaatlerde nefsini unutmakla en geriye bırakıyor.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Mü’minler ibadetlerinde, dualarında birbirine dayanarak cemaatle kıldıkları namaz ve sair ibadetlerinde büyük bir sır vardır ki, herbir fert, kendi ibadetinden kazandığı miktardan pek fazla bir sevap cemaatten kazanıyor. Ve herbir fert ötekilere duacı olur, şefaatçi olur, tezkiyeci olur; bilhassa Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâma... Ve keza, herbir fert, arkadaşlarının saadetinden zevk alır ve Hallâk-ı Kâinata ubudiyet etmeye ve saadet-i ebediyeye namzet olur.

İşte mü’minler arasında, cemaatler sayesinde husule gelen şu ulvî, mânevî teâvün ve birbirine yardımlaşmakla hilâfete haml, emanete mazhar olmakla beraber mahlûkat içerisinde mükerrem ünvanını almıştır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Dördüncü Reşha / Sonraki Risale: Şulenin Zeyli
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdetullah : Allah’ın tabiata koyduğu kanun ve prensipleri
adl : adalet
Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
azap : acı, sıkıntı, ceza
cemaat : topluluk, grup
ahvâl : haller, durumlar
âmi : basit, sıradan
âmm : genel, herkese ait
basar : görme
binaenaleyh : bundan dolayı
dâimî : sürekli, devamlı
esrar : sırlar, gizemler
fennî : bilimsel
feylosof : filozof; felsefe ile uğraşan, felsefeci
gaflet : duyarsızlık, sorumluluklarından habersiz davranma hâli
hak : gerçek
Hakk : varlığı en büyük gerçek olan Allah
hakaik : her şeyin gerçek yüzü, aslı esası; gerçekler
hakaik-i İslâmiye : İslâm’ın hakikatleri, esasları
Hallâk-ı Kâinat : kâinatı ve içindeki herşeyi yaratan Allah
haml : yüklenme, üstlenme
hilâfet : halifelik; yeryüzünde Allah’ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde, insana verilen görev
husule gelmek : oluşmak
hususî : özel
i’lem eyyühe’l-aziz : ey aziz kadreşim bil ki!
ihtilâf : anlaşmazlık, uyuşmazlık
istihkak : hak etme
keşfetmek : bulmak, ortaya çıkarmak
küfran-ı nimet : nimete karşı nankörlük, nimete saygısızlık
liyakat : lâyık olma
maddiyat : maddi şeyler
mahlûkat : yaratıklar, yaratılmış olan varlıklar
mazhar olmak : ulaşmak, elde etmek
mânevi : mânâya ait, maddî olmayan
muteber : geçerli, itibar edilen
mü’min : iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan
mükerrem : ikram edilen, şerefli
namzet olmak : aday olmak
nazaran : bakarak, –göre
nefsülemir : gerçek; işin aslı ve gerçeği
nimet : iyilik, lütuf, ihsan
nur : aydınlık, ışık
saadet : mutluluk
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk, Cennet mutluluğu
sem’ : işitme
şahsî : kişisel
şiddet-i tevaggul : bir şeye fazlaca dalma
şükran : teşekkür, minnettarlık
şükretmek : Allah’a karşı minnet duymak ve Ona teşekkür etmek
şümul : kapsamlılık, kapsamı içine alma
tabiat : (tabiat fikri) materyalist düşünce; “tabiat kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güçtür” şeklindeki düşünce
tasdik etmek : doğrulamak, onaylamak
teâvün : yardımlaşma
ubudiyet : kulluk
ulvî : yüce
umumî : genel, herkese ait
ünvan : isim
vukuf : birşeyi etraflıca bilme, anlama
zira : çünkü
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
dalâlet : doğru ve hak yoldan ayrılma, sapkınlık
dâll : sapık; hak yoldan sapmış olan
ehl-i dalâl : sapıtanlar, yoldan çıkanlar
ehl-i itizâl : Mutezile mezhebinden olanlar
ehl-i kemâl : kemâl sahibi, olgun kimseler
fazl : ikram, ihsan
fert : birey, kişi
firavunlaşmak : kendisini Firavun gibi büyük görme
günahkâr : günah işlemiş olan
i’lem eyyühe’l-aziz : ey aziz kadreşim bil ki!
isnad etmek : dayandırmak
istilzam etmek : gerektirmek
itibarla : bakımdan, özellikle
kavî : güçlü, kuvvetli
kemâl : fazilet, iyilik, mükemmellik
kesb-i istihkak : hak etme
keza : bunun gibi
lâkin : ama, fakat
mazhar olmak : ulaşmak, elde etmek
mâsiyet : günâh, isyan
menfaat : yarar
muhalif : aykırı, zıt
Mü’min : iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan
mükâfat : ödül
münâfi : aykırı, zıt
münasebet : bağlantı, ilişki
müptelâ : bağımlı, düşkün
müteakis : birbirine ters, zıt
nazaran : bakarak, –göre
nefis : kişinin kendisi; insanı daima maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
nisyan : unutkanlık
nizam-ı âlem : âlemin düzeni, kâinattaki düzen
rahmet-i İlâhiye : Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmeti, merhameti
sa’y : çalışma
sair : diğer, başka
sevap : hayır; İlâhî mükâfat
sülûk : yol alma
şefaatçi : Allah’ın izniyle şefaat eden, aracı olan
tâzib : azap, eziyet
tâzip etmek : azap vermek
tefekkür : Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme
tevzi : dağıtma
tezekkür : unuttuktan sonra birşeyi tekrar hatırlama
tezkiyeci : iyi hâl üzere şâhitlik eden
udûl : doğru yoldan ayrılma, yoldan çıkma, sapma
zehab : yanlış düşünceye kapılma, zihnen bir yola sapma
zerre : çok küçük parça
Yükleniyor...