Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Birşeyden uzak olan bir kimse, yakın olan adam kadar o şeyi göremez. Ne kadar zeki olursa olsun, o şeyin ahvâli hakkında ihtilâfları olduğu zaman, yakın olanın sözü muteberdir. Binaenaleyh, Avrupa feylesofları, maddiyatta şiddet-i tevaggulden dolayı iman, İslâm ve Kur’ân’ın hakaikinden pek uzak mesafelerde kalmışlardır. Onların en büyüğü, yakından hakaik-i İslâmiyeye vukufu olan âmi bir adam gibi de değildir. Ben böyle gördüm; nefsülemir de benim gördüğümü tasdik eder. Binaenaleyh, şimşek, buhar gibi fennî meseleleri keşfeden feylesoflar, Hakk’ın esrarını, Kur’ân nurlarını da keşfedebilirler diyemezsin. Zira onun aklı gözündedir. Göz ise kalb ve ruhun gördüklerini göremez. Çünkü kalblerinde can kalmamıştır. Gaflet, o kalbleri tabiat bataklığında çürütmüştür.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Sem’, basar, hava, su gibi umumî nimetler daha ehemmiyetli, daha kıymetli olduklarına nazaran, hususî, şahsî nimetlerden kat kat fazla şükre istihkak ve liyakatleri vardır. Binaenaleyh, o gibi umumî nimetlere karşı nankörlük edip şükran etmemek, en büyük küfran-ı nimet sayılır.

Hal bu merkezde iken, bazı insanlar şahıslarına âit hususî nimetlere karşı Allah’a şükrederlerse de, şu umumî nimetler onlara şümulü yokmuş gibi, fikirlerine bile gelmiyor. Halbuki, en büyük nimet, âmm ve dâimî olan nimetlerdir. Umumiyet kemâl-i ehemmiyete delil olduğu gibi, devam da ulviyet ve kıymete delâlet eder.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Dördüncü Reşha / Sonraki Risale: Şulenin Zeyli
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahvâl : haller, durumlar
âmi : basit, sıradan
âmm : genel, herkese ait
basar : görme
kemâl-i ehemmiyet : tam ve mükemmel bir önem
ulviyet : yücelik
umumiyet : genellik, herkese ait olma
binaenaleyh : bundan dolayı
dâimî : sürekli, devamlı
esrar : sırlar, gizemler
fennî : bilimsel
feylosof : filozof; felsefe ile uğraşan, felsefeci
gaflet : duyarsızlık, sorumluluklarından habersiz davranma hâli
hak : gerçek
Hakk : varlığı en büyük gerçek olan Allah
hakaik : her şeyin gerçek yüzü, aslı esası; gerçekler
hakaik-i İslâmiye : İslâm’ın hakikatleri, esasları
Hallâk-ı Kâinat : kâinatı ve içindeki herşeyi yaratan Allah
haml : yüklenme, üstlenme
hilâfet : halifelik; yeryüzünde Allah’ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde, insana verilen görev
husule gelmek : oluşmak
hususî : özel
i’lem eyyühe’l-aziz : ey aziz kadreşim bil ki!
ihtilâf : anlaşmazlık, uyuşmazlık
istihkak : hak etme
keşfetmek : bulmak, ortaya çıkarmak
küfran-ı nimet : nimete karşı nankörlük, nimete saygısızlık
liyakat : lâyık olma
maddiyat : maddi şeyler
mahlûkat : yaratıklar, yaratılmış olan varlıklar
mazhar olmak : ulaşmak, elde etmek
mânevi : mânâya ait, maddî olmayan
muteber : geçerli, itibar edilen
mü’min : iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan
mükerrem : ikram edilen, şerefli
namzet olmak : aday olmak
nazaran : bakarak, –göre
nefsülemir : gerçek; işin aslı ve gerçeği
nimet : iyilik, lütuf, ihsan
nur : aydınlık, ışık
saadet : mutluluk
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk, Cennet mutluluğu
sem’ : işitme
şahsî : kişisel
şiddet-i tevaggul : bir şeye fazlaca dalma
şükran : teşekkür, minnettarlık
şükretmek : Allah’a karşı minnet duymak ve Ona teşekkür etmek
şümul : kapsamlılık, kapsamı içine alma
tabiat : (tabiat fikri) materyalist düşünce; “tabiat kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güçtür” şeklindeki düşünce
tasdik etmek : doğrulamak, onaylamak
teâvün : yardımlaşma
ubudiyet : kulluk
ulvî : yüce
umumî : genel, herkese ait
ünvan : isim
vukuf : birşeyi etraflıca bilme, anlama
zira : çünkü
Yükleniyor...