Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Şeytanın ilka etmekte olduğu vesveselerden biri: “Yahu, şu koyun veya inek, eğer Kadîr ve Alîm-i Ezelînin nakşı, mülkü olmuş olsaydı, bu kadar miskin, biçare olmazlardı. Eğer bâtınlarında, içlerinde Alîm, Kadîr, Mürîd bir Sâniin kalemi çalışmış olsaydı, bu kadar câhil, yetim, miskin olmazlardı” diyen ve cinnî şeytanlara üstad olan ey şeytân-ı insî! Cenâb-ı Hak, herşeye lâyıkını veriyor. Ve maslahata göre veriyor. Eğer atâsı, in’âmı bu kaideden hariç olsaydı, senin eşeğinin kulağı senden ve senin üstadlarından daha akıllı, daha âlim olması lâzımdı. Ve senin parmağın içinde senin şuur ve iktidarından daha çok bir şuur, bir iktidar yaratırdı. Demek herşeyin bir haddi var. O şey, o had ile mukayyeddir.

Kader, herşeye bir miktar ve o miktara göre bir kalıp vermiştir. Feyyaz-ı Mutlaktan aldığı feyze olan kabiliyeti o kalıba göredir. Mâlûmdur ki, dahilden harice süzülen cüz-ü ihtiyarî mizanıyla, ihtiyaç derecesiyle, kabiliyetin müsaadesiyle, hâkimiyet-i Esmânın nizam ve tekabülüyle feyz alınabilir. Maahaza, şemsin azametini bir kabarcıkta aramak, akıllı olanın işi değildir.

İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsan, hikmetle yapılmış bir masnûdur. Ve Sâniin gayet hakîm olduğuna, yaptığı vuzuh-u delâletle, sanki mücessem bir hikmet-i nakkaşedir. Tecessüd etmiş bir ilm-i muhtardır. İncimad etmiş bir kudret-i basîre olduğu gibi, öyle bir fiilin mahsulüdür ki, istidadı irade ettiği şeyi kendisine veriyor.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Zühre / Sonraki Risale: Şemme
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlim : bilgin
Alîm : küçük büyük, görünen görünmeyen, gelmiş ve gelecek herşeyi hakkıyla bilen ve ilmi herşeyi kuşatan Allah
Alîm-i Ezelî : her şeyi hakkıyla bilen, ilmi her şeyi kuşatan Allah
atâ : lütuf, bağış
azamet : büyüklük, yücelik
bâtın : bir şeyin görünmeyen iç yüzü
biçare : çaresiz
Cenab-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cinnî : cin taifesinden, cinlerden olan
cüz-ü ihtiyarî : çok az irade serbestliği, seçim gücü
dahilden harice : içten dışa
Feyyaz-ı Mutlak : yarattığı varlıklara pek çok feyiz, sınırsız bolluk ve bereket veren Allah
feyz : ihsan, bağış
gayet : çok
had : sınır
hakîm : hikmetle iş yapan, hikmet sahibi
hâkimiyet-i Esmâ : Allah’ın isimlerinin egemenliği, hâkim olması
hariç : dışında
hikmet : bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde yaratılma
hikmet-i nakkaşe : nakış yapan bir hikmet, nakış ustası olan bir hikmet
i’lem eyyühe’l-aziz : ey aziz kardeşim bil ki!
iktidar : güç, kudret
ilka etmek : atma, bırakma, verme
ilm-i muhtar : seçim serbestliği bulunan ve bağımsız hareket eden bir ilim sahibi
in’âm : nimet verme
incimad etmek : donmak, katılaşmak; maddi yapıya bürünmek
irade etmek : dilemek, istemek
istidad : mimarlık, aşçılık, kulluk gibi sayısız yetenekler
kabiliyet : yetenek
kader : Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak her şeyi bilip takdir etmesi, plânlaması
Kadîr : her şeye gücü yeten, her şeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
kaide : düstur, prensip
kudret-i basîre : görünen kudret, iktidar
maahaza : bununla beraber
mahsul : hasıl olmuş, meydana gelmiş, netice, ürün
mâlum : bilinen
maslahat : fayda, gaye
masnû : san’at eseri varlık
miskin : zavallı, muhtaç, çaresiz
mizan : ölçü, denge
mukayyed : sınırlı
mücessem : cisimleşmiş, maddî yapıya bürünmüş
mülk : sahip olunan ve hükmedilen şey
Mürîd : her şeyi istediği gibi, istediği zamanda ve keyfiyette yapan ve bir anda sonsuz şeyleri dilemekten âciz olmayan Allah
müsaade : izin
nakış : işleme, süsleme
nizam : düzen
Sâni : her şeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah
şems : güneş
şeytân-ı insî : insanlardan olan şeytan, şeytan gibi olan insan
şuur : bilinç, anlayış, idrak
tecessüd etmek : ceset şeklinde maddî varlık kazanmış, cisimleşmiş
tekabül : birbirine karşılık olma, bir ayna gibi karşısında olma
üstad : hoca
vesvese : kuruntu, şüphe
vuzuh-u delâlet : ap açık gösterme, işaret etme, delil olma
Yükleniyor...