Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Evham, şübehat, dalâletin menşe’ ve mahzenlerinden biri: Nefis, kendisini kader ve sıfât-ı İlâhiyenin tecelliyat dairesinden hariç addeder. Sonra tecelliyata mazhar olanlardan birisinin mevkiinde kendisini farz eder, onda fenâ olur. Sonra, başlar, bazı tevillerle o şeyi de Allah’ın mülkünden, tasarrufundan çıkartır. Kendisinin girmiş olduğu şirk-i hafîye girdirir. Ve şirk-i hafîden aldığı bazı halleri o mâsuma da aksettirir.

Hülâsa: Nefs-i emmâre, devekuşu gibi aleyhine olan şeyi lehine zanneder. Veya Sofestâî gibi münakaşa edenleridir ki, vekilleri birbirini reddeder. Teâruzan, tesâkutan kabilinden, “Hiçbirisi de hak değildir” diye hükmeder.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Gafil nefis, âhireti dünyanın bitişiğinde ve dünya ile bağlı bir menzil zannediyor. Bu itibarla nefsin elinde iki silâh vardır. Dünyanın zeval ve fenasının eleminden kurtulmak için âhireti düşünmekle ümitvar olur. Âhiret için lâzım olan a’mâl külfetine gelince, gaflet veya tegafül ile ondan da kendisini kurtarır. Ölmüş olanların hayatta olmadıklarını düşünmüyor. Ancak, sefere gidenler gibi, görünmüyorlarsa da hayattadırlar, diye zanneder. Ve ölüme o kadar ehemmiyet vermiyor. Bazı dünyevî işlerini ebedîleştirmek için şöyle bir desisesi de vardır ki, “Matluplarımın dünyada semereleri olmasa da esasları âhiretle muttasıl ve âhirette faideleri vardır” diye mütesellî oluyor. Meselâ, ilim gibi, “Dünyada menfaati olmasa bile âhirette faidesi vardır” diye iyi ciheti göstermekle, kötü ciheti altında yutturur.

Hülâsa: Nefis, devekuşu gibidir. Şeytan Sofestâî, hevâ da Bektâşîdir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Zühre / Sonraki Risale: Şemme
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

a’mâl : ameller, işler ve davranışlar
addetmek : saymak, tutmak
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
aksettirmek : yansıtmak
âlem-i beka : devamlı ve kalıcı âlem, âhiret
binaenaleyh : bundan dolayı
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, ayrılma
desise : hile, aldatma
dünyevî : dünya ile ilgili
adem : hiçlik, yokluk
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
ayn’ı tersim : gözü resmetmek, çizmek
basar : görme duyusu, görme sıfatı
basiret : görüş, seziş, anlayış kudreti veya sıfatı; akıl, zekâ, ileri görüşlülük
bazıyet : kısımlara ayrılma, ayrılabilir olma, bölünebilir olma
Bektâşî : Hacı Bektaş-ı Veli tarikatına mensub olan kimse
binaenaleyh : bundan dolayı
cihet : yön, şekil
ednâ : en basit, en küçük
eşya : varlıklar
evsat yoktur : ortası yoktur
gayr-ı kâmil : noksan, mükemmel olmayan
gayr-ı mütenahi : sonu olmayan
Hâlık : Yaratıcı
hâlıkıyet : yaratıcılık
halk : yaratma
halk-ı eşya : eşyanın, varlıkların yaratılması
hevâ : hevesler, nefsin arzu ve istekleri
hülâsa : özet, öz
i’lem eyyühe’l-aziz : ey aziz kardeşim bil ki!
icab : gerektirme
icad etme : yaratma, var etme
ihsan : bağış, ikram, lütuf
ihtiyar : irade
illet : esas sebep
irade : dileme, istek, kast etme
kâmil : mükemmel, noksansız
kesîr-i hakikî : gerçek çokluk; her şey bir olan Allah’a verilmezse çok ilâhlar olacaktır
keza : bunun gibi
küll : bütün
maahaza : bununla beraber
mahrum : yoksun
mûcibe-i külliye : olumlu tümel önerme; “Bütün eşyanın hâlıkı (yaratıcısı) Allah’tır” gibi
muhal : olması imkânsız şey
muntazam : düzenli
nazar : akıl, bakıp akletme, düşünme
nefis : insanı daima kötülüğe, zevk ve isteklere sevk eden duygu
neşretme : yayma
sadık : doğru
sâlibe-i külliye : olumsuz tümel önerme “Allah hiçbir şeyin hâlıkı değildir.” gibi
Sâni : her şeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah
sıfat : özellik, nitelik
Sofestâî : kâinatın yaratıcısını kabul etmemek için her şeyi, hattâ kendilerini dahi inkâr edenler
şuur : bilinç, anlayış, idrak
tahakkuk : gerçekleşme
tasvir : şekil ve suret verme
tecezzî : bölünme, parçalanma
telâkki etmek : kabul etmek, anlamak
tenvir etmek : aydınlatmak, ışıklandırmak
tesanüt : dayanışma
tevehhüm etmek : kuruntuya kapılmak, zannetmek
vâhi : zayıf, önemsiz
vahid-i hakikî : eşi ve benzeri olmayan, ilâh olmaya lâyık tek gerçek olan Allah
vehim : kuruntu, varsayım
vücub : varlığının zorunlu olması
vücud : varlık, var oluş
ebedîleştirmek : sonsuzlaştırmak
ehemmiyet : değer, önem
elem : acı, keder, sıkıntı
evham : kuruntular, şüpheler
farz etmek : var saymak
fenâ olmak : yok olmak
gafil : Allah’ı düşünmeyen ve sorumluluklarından habersiz
gaflet : âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık
hak : gerçek
hariç : dışında
hatab : odun
hutame : Cehennemin bir tabakası
hülâsa : kısaca, özet
i’lem eyyühe’l-aziz : ey aziz kardeşim bil ki!
ilâ-mâşaallah : Allah’ın dilediği, müsaade ettiği sürece
ilelebed : sonsuza kadar
iska edilmek : sulanmak
istifade : faydalanma, yararlanma
kabilinden : türünden, gibisinden
kader : Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak her şeyi bilip takdir etmesi
kanaat : Allah’ın nasip ettiği şeye razı olma, yetinme
kezâlik : bunun gibi
külfet : güçlük, zorluk
mahzen : depo
matlup : istek, istenilen
mazhar : ayna
menşe : kaynak
menzil : durak, yer
mevki : konum, yer
muhafaza : koruma
muttasıl : yapışık, bitişik
mütesellî : tesellî bulan, üzüntüsü dağılan
nefis/nefs-i emmâre : insanı daima kötülüğe, zevk ve isteklere sevk eden duygu
sarf edilmek : harcanmak
sefer : yolculuk
semere : meyve
semeredar : meyveli, verimli
sıfât-ı İlâhiye : Allah’ın sıfatları, mukaddes özellikleri, nitelikleri
Sofestaî : kâinatın Yaratıcısını kabul etmemek için herşeyi, hatta kendini dahi inkâr eden bir felsefî ekole bağlı kimse
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet
şirk-i hafî : gizli şirk, ortaklık
şübehat : şüpheler, tereddütler
tasarruf : dilediği gibi kullanım, idare, yönetim
teâruzan : birbirine zıt, her biri diğeriyle çelişiyor olarak
tecelliyat : yansımalar, görünümler
tegafül : gaflet etme, duyarsızlıklık, mânevî sorumluluklarından habersiz davranma
tesâkutan : her biri diğerinin hükmünü düşürür, birbirini yok eder olarak
tevil : yorum
ümitvar : ümitli olan
zeval : geçip gitme, yok olma
Yükleniyor...