Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Nefs-i nâtıkanın en yüksek matlubu devam ve bekadır. Hattâ vehmî bir devam ile kendisini aldatmazsa hiçbir lezzet alamaz. Öyleyse, ey devamı isteyen nefis! Daimî olan bir Zâtın zikrine devam eyle ki, devam bulasın. Ondan nur al ki sönmeyesin. Onun cevherine sadef ve zarf ol ki kıymetli olasın. Onun nesim-i zikrine beden ol ki, hayattar olasın. Esmâ-i İlâhiyeden birisinin hayt-ı şuaıyla temessük et ki, adem deryâsına düşmeyesin.

Ey nefis! Seni tutup düşmekten muhafaza eden Zât-ı Kayyûma dayan. Senin mevcudiyetinden dokuz yüz doksan dokuz parça Onun uhdesindedir. Senin elinde yalnız bir parça kalır. En iyisi o parçayı da Onun hazinesine at ki rahat olasın.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Sen kendi vücudunu yapmaya kadir değilsin. Ve elin onu icad etmekten kasırdır. Başkaları dahi o işten âciz ve kasırdırlar. İstersen tecrübe et bakalım. Şecere-i kelimat denilen bir lisanı veya muhaberat ve ezvak santralı olarak bir ağzı yap. Elbette yapamayacaksın. Öyleyse Allah’a şirk yapma! 1 اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ

İ’lem eyyühe’l-aziz! Şu görünen âlem, İlâhî bir dükkân ve bir mahzendir. İçerisinde envâen türlü türlü mensucat kumaşlar, mekûlât yemekler, meşrubat şerbetler vardır. Bir kısmı kesif, bir kısmı lâtif, bir kısmı zâil, bir kısmı dâimî, bir kısmı katı bir lüb, bir kısmı mâyi ve hâkezâ, her çeşit bulunur. Lâkin bir kısmı icadî bir nescdir. Bir kısmı da tecellîyata bir nakıştır. Felâsifenin dalâletince, icad ile nakış birdir. Ve o dükkân sahibi de mûcib-i bizzattır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Muhakkak ki, şirk pek büyük bir zulümdür.” Lokman Sûresi, 31:13.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Zühre / Sonraki Risale: Şemme
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz, elinden bir şey gelmeyen
adem : hiçlik, yokluk
âlem : dünya
beka : kalıcılık, sonsuzluk
cevher : asıl, öz
daimî : devamlı, sürekli
deryâ : deniz, okyanus
envâen : çeşitler, türler olarak
esmâ-i İlâhiye : Allah’ın isimleri
ezvak : zevkler, lezzetler
feyiz : ihsan, bağış, kerem
hâkezâ : böylece, bunun gibi
hayattar : canlı
hayt-ı şua : ışık hüzmesinden olan nurlu ip
i’lem eyyühe’l-aziz : ey aziz kardeşim bil ki!
icad : yaratma, var etme
İlâhî : Allah tarafından olan
kadir : güçlü, kuvvetli
kasır : yetersiz, eksik, noksan
kemal : mükemmellik, kusursuzluk
kemalât : mükemmellikler, olgunluklar
kesif : yoğun, katı, saydam olmayan
lâtif : şirin, ince, akıcı, saydam
lisan : dil
lüb : öz, iç
mahzen : erzak deposu, içinde eşya saklanan yer
masnû : san’at eseri varlık
matlub : istek, arzu
mâyi : sıvı
mekûlât : yiyecekler
mensucat : dokumalar, dokunmuş şeyler
meşrubat : içecekler
mevcudiyet : varlık
muhaberat : haberleşmeler, konuşmalar
muhafaza : koruma
nefis : bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, zevk ve isteklere sevk eden duygu
nefs-i nâtıka : konuşan öz, insan; doğru ile yanlışı birbirinden ayıran insan mahiyetinde bulunan nur, aklî ve naklî meselelerin alâkalarını hissetmeye ve anlamaya kabiliyeti olan insan ruhu, insan
nesim-i zikir : güzel ve hoş olan lâtif zikir rüzgârı, havası
sadef : inci kabuğu, kılıf
Sâni : her şeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah
şecere-i kelimat : sözler ağacı
şirk : ortak koşma
temessük etmek : sarılmak, tutunmak
uhde : sorumluluk, yükümlülük vs. üzerine alma
vehmî : varsayılan, olmadığı halde var kabul edilen
zâil : yok olup gidici, geçici
zarf : kılıf
Zât : kimse; Allah
Zât-ı Kayyûm : herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Zât, Allah
zikir : Allah’ı anma
Yükleniyor...