Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Kur’ân-ı Kerim okunurken, istimâında bulunduğun zaman muhtelif şekillerde dinleyebilirsin.

1. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nübüvvet kürsüsüne çıkıp nev-i beşere hitaben Kur’ân’ın âyetlerini tebliğ ederken, kıraatini kalben ve hayalen dinlemek için kulağını o zamana gönder. O fem-i mübarekinden çıkar gibi dinlemiş olursun.

2. Veya Cebrâil (a.s.) Hazret-i Muhammed’e (a.s.m.) tebliğ ederken, her iki hazretin arasında yapılan tebliğ-tebellüğ vaziyetini dinler gibi ol.

3. Veya Kab-ı Kavseyn makamında, yetmiş bin perde arkasında Mütekellim-i Ezelînin Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma olan tekellümünü dinler gibi hayalî bir vaziyete gir.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Senin şuur ve ilminin sana taallûku, ahval ve levâzımât-ı ihtiyâcâtın nisbetindedir. Çünkü, sebep ile müsebbep, kuvvetle amel arasında münasebet lâzımdır; fazla noksan olmamalıdır. Senin sana olan şuur ve ilminin nisbeti, Hâlıkın sana olan nazar ve ilmine nisbetle bir kıl gibidir. Binaenaleyh, pek cüz’î olan ilim ve şuurun ile, Şems-i Ezelînin ilim ve nazarına mukabele etmekle, gündüz ortasında, güneşin altında, güneşin ziyası ile mübarezeye çıkan ateşböceği gibi olma!
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Habbe / Sonraki Risale: Zeylü'z-Zeyl
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahval : durumlar
Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ım salât ve selâmı onun üzerine olsun
amel : iş, fiil
âsâr : eserler, varlıklar, neticeler
binaenaleyh : bundan dolayı
Cebrâil : Allah tarafından peygamberlere vahiy getirmekle görevli melek
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cüz’î : az, sınırlı, ferdî
ef’âl : fiiler, işler
esmâ : Allah’ın isimleri
fem-i mübareki : mübarek ağzı
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
hayalen : hayal ederek
hayalî : hayale dayalı
hazret : saygıdeğer
hitaben : hitap ederek
hususî : özel
i’lem eyyühe’l-aziz : “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz
istimâ : dinleme
Kab-ı Kavseyn : Cenâb-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz (a.s.m.) Miraçta bu makamda bizzat Cenâb-ı Hak ile görüşmüştür
kıraat : okuma
levâzımât-ı ihtiyâcât : ihtiyaç duyulan şeyler, lüzumlu görülen ihtiyaçlar
makam : derece, mevki
mâkes : yansıma yeri
maksud-u bizzat : asıl gaye
memzuc : kaynaşmış, birbiri içine girmiş, karışmış
muhtelif : farklı
mukabele etmek : karşılık vermek, karşılaştırmak
mübareze : karşılıklı mücadele, meydan okuma
münasebet : ilişki, ilgi
münasip : uyumlu, uygun
müsebbep : sebeple meydana gelen, sebebin sonucu
müşâbih : benzeyen, benzer
mütedahil : iç içe, birbiri içinde
Mütekellim-i Ezelî : ezelî kelâm sıfatına sahip olan ve konuşması, hiçbir varlığın konuşmasına benzemeyen Allah
nazar : bakış
nev-i beşer : insanlar
nisbet : oran, kıyas
nübüvvet : peygamberlik
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
sair : başka, diğer
sıfât : nitelikler, özellikler
Şems-i Ezelî : Ezelî Güneş; bütün varlıkları yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkaran ve onlara hayat veren Allah
şuûnat : Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler
şuur : bilinç
taallûk : bağlı olma, ilgili olma, ait olma
tebeî : başka birşeye bağlı olarak, ikinci derecede, dolaylı olarak
tebliğ - tebellüğ : bildirme-bilme, tebliğ etme - tebliği alma
tebliğ etmek : bildirmek
tekellüm : konuşma
vaziyet : durum, hâl
ziya : ışık
Yükleniyor...