Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Ehl-i ilhad ile ve bilhassa Avrupa mukallitleriyle münazara ile iştigal edenler büyük bir tehlikeye mâruzdurlar. Çünkü, nefisleri tezkiyesiz ve emniyetsiz olması ihtimaliyle tedricen hasımlarına mağlûp olur ki, bîtarafâne muhakeme denilen munsıfâne münazarada nefs-i emmâreye emniyet edilemez. Çünkü, insaflı bir münâzır, hayalî bir münazara sahasında, ara sıra hasmının libasını giyer, ona bir dâvâ vekili olarak onun lehinde müdafaada bulunur. Bu vaziyetin tekrarıyla dimağında bir tenkit lekesinin husule geleceğinden, zarar verir. Lâkin, niyeti hâlis olur ve kuvvetine güvenirse, zararı yoktur. Böyle vaziyete düşen bir adamın çare-i necatı, tazarru ve istiğfardır. Bu suretle o lekeyi izale edebilir.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Bu küre-i arz misafirhanesi, insanların mülk ve malı değildir. Ancak insanlar, amele gibi o misafirhanenin çeşit çeşit işlerinde ve tezyinatında çalışırlar. Eğer küre-i arzın haricinden yabancı birisi gelip misafirhanenin bir mu’cize ve harika olduğuna ve insanların da âciz, fakir, muhtaç olduklarına dikkat ederse, bu insanlar bu binaya sahip ve sâni olacak bir iktidarda değildir, ancak böyle harika bir masnûun Sânii de mu’ciznümâ olduğuna kat’iyetle hükmedecektir. Ve bu insanlar, o Sultan-ı Ezelînin makasıdına çalışan amelelerdir. Bu ameleler, aldıkları ücretlerinden mâadâ bu binadan birşeye mâlik ve sahip olmadıklarına tekraren hükmedecektir. Ve keza, o çiçeklerin zevilhayata karşı gösterdiği teveddüdlerine ve tahabbüblerine ve tebessümlerine dikkat eden anlar ki, bir Hakîm-i Kerîm tarafından misafirlerine hizmetle muvazzaf bir takım hedâyâ ve behâyâdır ki, Sâni ile masnû arasında bir vesile-i teârüf ve tahabbüb olsun.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Hubâb / Sonraki Risale: Habbe
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz
amele : işçi
behâyâ : güzel, parlak, lâtif şeyler; hediyeler
bilhassa : özellikle
bîtarafâne : tarafsız davranarak
çare-i necat : kurtuluş çaresi
dâvâ vekili : avukat
dimağ : beyin, bilinç
ehl-i ilhad : inkârcılar, dinsizler
emniyet etmek : güvenmek
fakir : muhtaç
Hakîm-i Kerîm : herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan ve sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah
hâlis : içten, ihlâslı
hariç : dış
harika : hayranlık veren
hasım : düşman
hayalî : hayale dayalı
hedâyâ : hediyeler
husule gelmek : meydana gelmek
i’lem eyyühe’l-aziz : “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz
iktidar : güç ve kudret
insaflı : adaletle hareket edip doğru olanı itiraf eden
istiğfar : af dileme, tevbe etme
iştigal etme : uğraşma, meşgul olma
izale etmek : yok etmek, ortadan kaldırmak
kat’iyet : kesinlik
keza : bunun gibi, böylece
küre-i arz : yürküre, dünya
lâkin : ama, fakat
lehinde : tarafında
libas : elbise
mâadâ : –den başka, –in dışında
mağlûp olmak : yenilmek
makasıd : gayeler, istenilen şeyler
mâlik : bir şeyin sahibi
mâruz : hedef olma, tesirinde olma, yüz yüze gelme
masnû : san’atla yapılmış eser
mu’cize : bir benzerini yapmaktan başkasının aciz olduğu olağanüstü şey
mu’ciznümâ : bir benzerini yapmaktan başkalarını âciz bırakır şekilde, mu’cizeli
muhakeme : değerlendirme, karar vermek için iyice düşünme
mukallit : taklitçi
munsıfâne : insaflıca
muvazzaf : görevli
müdafaada bulunmak : savunmak
münazara : tartışma
münâzır : münâzaracı, tartışmacı
nefis : insanı daima kötülüğe, zevk ve isteklere sevk eden güç
nefs-i emmâre : hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe sevk eden duygu
Sâni : san’atkâr, san’atla iş yapan; herşeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah
Sultan-ı Ezelî : hüküm ve saltanatı ezelî olan Allah
tahabbüb : sevgi gösterme ve kendini sevdirme
tazarru : dua, yakarış
tedricen : azar azar, derece derece
teveddüd : birine kendini sevdirme
tezkiye : nefsi terbiye edip temizleme
tezyinat : süslemeler
vaziyet : durum, hâl
vesile-i teârüf ve tahabbub : birbirlerini tanıma ve birbirlerini sevme vesilesi, aracı
zevilhayat : canlılar
Yükleniyor...