Block title
Block content
İşaret

Herbir nev’in bir âdemi ve bir büyük pederi olduğundan, silsilelerdeki tenasülden neş’et eden vehm-i bâtıl o âdemlerde, o evvel pederlerinde tevehhüm olunmaz. Evet, hikmet, fenn-i tabakatü’l-arz ve ilm-i hayvanat ve nebatat lisanıyla, iki yüz bini mütecaviz olan envâın âdemleri hükmünde olan mebde-i evvellerinin herbirinin müstakillen hudûsuna şehadet ettiği gibi mevhum ve itibarî olan kavanin ve şuursuz olan esbab-ı tabiiye ise:

Bu kadar hayretfeza silsileler ve bu silsileleri teşkil eden ve efrad denilen dehşet-engiz hadsiz makine-i acibe-i İlâhiyenin tasnî ve icadına adem-i kabiliyetleri cihetiyle, herbir fert ve herbir nevi, müstakillen Sâni-i Hakîmin yed-i kudretinden çıktığını ilân ve izhar ediyor. Evet, Sâni-i Zülcelâl herşeyin cephesinde hudûs ve imkân damgasını koymuştur.

Tenbih

Ezeliyet-i madde ve hareket-i zerrattan teşekkül-ü envâ gibi umur-u bâtılaya ihtimal vermek, sırf başka şeyle nefsini ikna etmek sadedinde olduğu için, o umurun esas-ı fasidesini tebeî nazarıyla adem-i derkinden neş’et eder. Evet, nefsini ikna etmek suretinde müteveccih olursa, muhaliyet ve adem-i mâkuliyetine hükmedecektir. Faraza kabul etse de, tegafül-ü ani’s-Sâni sebebiyle hâsıl olan ıztırarla kabul edebilir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdem : ilk ata [Hz. Âdem (a.s.) insan türünün ilk atasıdır]
adem-i derk : anlamama, kavrayamama
adem-i kabiliyet : bir işlemi yerine getirme kabiliyeti ve imkânı olmama
adem-i mâkuliyet : akla uygun olmama
cephe : ön yüz
dehşet-engiz : dehşet verici
efrad : fertler, tek tek varlıklar
envâ : çeşitler, türler
esas-ı fâside : bozuk esas, çürük temel
esbab-ı tabiiye : tabiî sebepler; fizik âlemdeki sebepler
ezeliyet-i madde : maddenin ezelî oluşu
faraza : varsayalım ki
fenn-i tabakatü’l-arz : yer bilimi; jeoloji
hadsiz : sayısız, sınırsız
hareket-i zerrat : zerrelerin, atomların hareketi
hâsıl olma : meydana gelme
hayretfezâ : hayret verici, şaşırtıcı
hikmet : fayda, gaye; felsefe ilmi
hudûs : sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma
ıztırar : zorunluluk, mecburiyet
icad : var etme, vücuda getirme
ilm-i hayvanat : hayvanlar bilimi; zooloji
ilm-i nebatat : bitki bilimi; botanik
imkân : olabilirlik; varlığı ile yokluğu eşit olma ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı bulunma
itibarî : gerçekte olmayıp var sayılan, var diye düşünülen
izhar etme : açığa çıkarma, gösterme
kavanin : kanunlar
lisan : dil
makine-i acibe-i İlâhiye : görenleri şaşkına çevirecek mükemmellikteki İlâhî makina, varlık
mebde-i evvel : ilk başlangıç
mevhum : gerçekte öyle olmadığı halde öyle olduğu var sayılan
muhaliyet : imkânsızlık
müstakillen : bağımsız olarak, başlı başına
mütecaviz : belli bir sınırı aşan; –den fazla
müteveccih : yönelen, yönelmiş
nazar : bakış, dikkat
neş’et eden : doğan, kaynaklanan
neş’et etme : doğma, ortaya çıkma
nev’ : tür, çeşit
peder : baba; ata
saded : konu, bahis
Sâni-i Hakîm : herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yapan Allah
Sâni-i Zülcelâl : sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan ve herşeyi san’atla yaratan Allah
silsile : birbirine bağlanan, bir sıra meydana getiren şey; zincir
suret : biçim, şekil
şehadet : şahitlik, tanıklık
şuursuz : bilinçsiz, idraksiz
tasnî : san’atlı bir şekilde yaratma
tebeî : dolaylı
tegâfül-ü ani’s-Sâni : varlıkları mükemmel san’atlarla yaratan Allah’tan gaflet etmeye çalışma, Onu görmezlikten gelme
tenasül : üreme, nesil zincirini takip etme
teşekkül-ü envâ : canlı türlerinin oluşumu
teşkil eden : oluşturan
tevehhüm : asılsız ve kuruntu olan düşünce
umur : işler, durumlar
umur-u bâtıla : bâtıl şeyler, çürük fikirler
vehm-i bâtıl : hakka ters düşen asılsız düşünce
yed-i kudret : Allah’ın herşeyi istediği şekilde yaratan kudret eli
Yükleniyor...