Block title
Block content
İşaret

Şu tabiat ve kuvâ-yı umumiye tesmiye ettikleri emirler, kat’iyen aklı ikna edecek ve fikre kendini beğendirecek ve nazar-ı hakikat ona ünsiyet edecek hiçbir mülâyemet ve münasebet yok iken ve şu kâinata illet ve masdar olmaya kabiliyeti mefkud iken, mahzâ Sâniden tegafül ve intizamın ilcâından tevellüt eden yalnız ıztırarla veleh-resan-ı ukul olan kudretin âsârını şu matbaa-misal olan tabiatın san’atından görmek, tabiatı mistar iken mastar tahayyül etmek, “lâzım-ı eamm”ın vücuduyla, “melzum-u ehass”ın vücudunu intaca çalışan akîm bir kıyasın neticesidir. Evet, şu kıyas-ı akîm, dalâlet ve hayret vadilerine çok yolları açmıştır.

Tenvir

Ef’âl-i ihtiyariyenin nezzamı olan şeriat ve kanun, şu kadar hark ve muhalefetle beraber birçok cühhal-i vahşiye, âdetâ şeriatı bir hâkim-i rûhânî ve nizamı bir sultan-ı mânevî tevehhüm edip, bir tesiri tahayyül eder. Evet, bir taburun veya askerin muttarid olan harekâtını ve yeknesak olan etvarlarını ve birbiriyle raptolunan ahvallerini müşahede eden vahşî bir adam, şu efrad-ı adîdeyi veyahut heyet-i askeriyeyi, mânevî bir iple merbut zannederse, acaba garip görünecek midir? Veyahut bir bedevî veya bir şairü’t-tab’, nâsı bir vaz-ı hasende ifrağ eden ve mabeynlerini telif eden nizamı bir mevcud-u mânevî ve şeriatı bir halife-i ruhanî temessül ederse, çok görünecek midir? Öyleyse, kâinatın ahvaline taallûk eden ve tabiat tesmiye olunan ve tasdik-i enbiya veya tekrim-i evliyadan başka hark olunmayan ve müstemirre olan şu şeriat-ı fıtriye-i İlâhiye, evhamda tecessüm etsin, neden taaccüp olunsun?
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahkâm : hükümler, kurallar
âlem-i şehadet : gözle görünen maddî âlem
anâsır ve âzâ : unsurlar ve uzuvlar; tabiattaki elemenler ve varlıklar bedendeki temel unsur ve organlara benzetiliyor
burhan : güçlü ve sarsılmaz kesin delil
cârî : geçerli, hükmü yürürlükte olan
cesed-i hilkat : yaratılış bedeni; yaratılış maddî bedene benzetiliyor
cevher : değerli süs taşı, mücevher
ecel : ölüm vakti
ef’al : fiiller, işler; tabiatta cereyan eden hadiseler, beden tarafından gerçekleştirilen fiillere benzetiliyor
elfâz-ı Kur’âniye : Kur’ân’daki lâfızlar, ifadeler, sözler
emirler : işler, hususlar
esdaf : sedefler, inci kabukları; sedef gibi içinde hakikat incilerini saklayan Kur’ân ifadeleri
firdevs : cennet; eşsiz güzellikteki bahçe
hayalden misal suretine girme : hayal edilen bir şeyi akis ve görüntü hâline girme, hayalîlikten çıkıp maddîliğe bürünme
hilkat-i kâinat : kâinatın, evrenin yaratılışı
intizam ve rapt altına alma : faaliyeti düzenli ve bağlantılı hâle getirme
istidat : ruhî özellik, yetenek
istimrar : devam etme
istinaden : dayanarak
kat’iyen : kesin olarak
kavânîn : kanunlar
kavânîn-i itibariye : itibari kanunlar
kuvâ : güçler, kuvvetler, enerjiler
kuvâ-yı umumiye : kâinatın genelinde işleyen güçler, kuvvetler
kütüp : kitaplar
matbaa-i İlâhiye : İlâhî matbaa; Allah’ın eserlerini bir kitap gibi basan İlâhî matbaa
mecmu : bütün, hepsi
meşiet : dilek; İlâhî irade
mevcud-u haricî : maddi varlık, dışa çıkmış vehmî olmayan
mufassalan : ayrıntılı olarak
muhassala : elde edilmiş, meydana getirilmiş olan sonuç
müheyya : hazırlanmış
müsait : uygun; yeterli
müsemmâ : isimlendirilen
mütedemdim : sinek vızıltısı gibi sesler çıkaran
nazar-ı hakikat : hakikat nazarı, bakışı
nüfus : nefisler (nefs-i emmâre gibi kâinattaki İlâhî kanunları yanlış anlayanlar)
rapt : bağlama
ratb ve yabis : yaş ve kuru
refik : yoldaş, arkadaş
sual etme : sorma
şeriat : İlâhî kanunlar; kâinatta câri olan ve Allah tarafından konulan kanunlar
şeriat-ı fıtriyye-i İlâhiye : Allah’ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu İlâhi kanunlar
şeriat-i fıtriye : Allah’ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların fiillerini düzen altına alan kanunlar
taallûk : bağlanma, tecellî etme
tabiat-i hevaiye : hava gibi görünmez olan tabiat
tafsil etme : ayrıntılı şekilde açıklama
tasallut etme : musallat olma, ilişme
tazyik etme : baskı kurma
tenbih : ikaz, uyarı
tenezzühgâh : bağ, bahçe gibi seyir ve gezinti yeri
tesmiye etme : isimlendirme
tevazzu’ ve tecessüm etme : madde gibi yer işgal etme ve cisimleşme
tevfik : muvaffak kılma; İlâhî yardım ve destek
tezyin etme : süsleme, donatma
ünsiyet etmek : alışmak
vehim : asılsız kuruntu
zemin-i şûre : çorak ve verimsiz toprak
ahval : haller, durumlar
akîm : neticesiz, sonuçsuz
âsâr : eserler
bedevî : çölde yaşayan, göçebe
cühhal-i vahşiye : vahşî ve kural tanımaz zırcahiller
dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık
ef’âl-i ihtiyariye : iradeyle yapılan fiiller
efrad-ı adîde : sayısı pek çok olan fertler
etvar : hâl ve tavırlar
evham : asılsız kuruntular
hâkim-i rûhânî : rûhânî hâkim; gözle görülmez idareci
halife-i ruhanî : ruhanî halife; ruhen çeşitli makamlarda temessül eden halife
harekât : hareketler
hark : yarma, yırtma
heyet-i askeriye : asker topluluğu, ordu
ıztırar : zorunluluk, mecburiyet
ifrağ etme : bir kalıba dökme, belli bir tarzla ifade etme
ilcâ' : mecbur etme, zorlama
illet ve masdar : asıl sebep ve kaynak
intaca çalışma : bir ürün elde etmeye ve bir neticeye ulaşmaya gayret etme
intizam : tertib, düzen
kıyas : iki yargıdan üçüncü bir yargı çıkarma
kıyas-ı akîm : (mantık) neticesiz veya doğru netice vermeyen kıyas (meselâ, kitap matbaanın telifi, eseri demek)
lâzım-ı eamm : birbirinden ayrılmayan iki şeyden ayrılmaya engel olana lâzım denir (matbaa ve kitap gibi; matbaa lâzımdır)
mabeyn : ara, iki şeyin arası
mahzâ : sırf
mastar : bir şeyin çıktığı kaynak
matbaa-misal : matbaaya benzer, matbaa gibi
mefkud : yok, kayıp
melzum-u ehass : birbirinden ayrılmayan iki şeyden ayrılmaya engel olunan şeye melzum denir (matbaa ve kitap gibi; kitap melzumdur)
merbut : bağlı
mevcud-u mânevî : mânevi varlık
mistar : yazı, duvar vs. gibi şeyleri düzgün yapmak için kullanılan âlet; çizelge
muhalefet : zıtlık ve aykırılık
muttarid : düzenli ve sistemli
mülâyemet : uygunluk
müstemirre : sürekli devam eden
müşahede etme : gözlem yapma
nâs : insanlar
nazzâm : nizam veren, düzenleyen
nizam : düzen, sistem
raptolunan : bağlanan
Sâni : herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
sultan-ı mânevî : mânevî sultan, hükümdar
şairü’t-tab’ : şair tabiatlı; gördüklerini şiir üslûbuyla anlatan
şeriat : kanun
şeriat-ı fıtriye-i İlâhiye : varlıklar âleminde yürürlükte olan İlâhî kanunlar
taaccüp : şaşkın kalma
taallûk etme : bir şeyle bağlantılı olma
tabur : ortalama bin kişiden oluşan bir askerî birlik
tahayyül etmek : hayal etmek
tasdik-i enbiya : peygamberleri kabul etme, onları tasdik etme
tecessüm etme : maddî cisim halinde ortaya konma
tegafül etme : bilmemezlikten gelme
tekrim-i evliya : Allah dostlarına hürmet etme, saygı gösterme
telif : iki şeyin arasında bağlantı kurma, uyumlu hâle getirme
temessül etme : (aynadaki görüntü gibi) belirme, yansıma
tenvir : aydınlatma; bir konuyla ilgili açıklayıcı ve aydınlatıcı bölüm
tesmiye olunan : isimlendirilen
tevehhüm : vehmetme, varsayma
tevellüt etme : meydana gelme, doğma
vahşî : medenî olmayan; yabanî
vaz-ı hasen : güzel bir konum
veleh-resan-ı ukul : akılları hayrette bırakan
vücud : var olma
yeknesak : monoton, değişmeyen
Yükleniyor...