Block title
Block content
İşaret

Eğer desen: Bazı mutasavvıfın kelâmından ittisal ve ittihad ve hulûl zahir oluyor. Ve ondan tevehhüm edilir ki, bazı maddiyyunun mesleği olan vahdetü’l-vücuda bir münasebet gösterir.

Elcevap: Müteşabih hükmünde olan muhakkikîn-i sofiyenin şatahatını ki, vücud-u Akdese hasr-ı nazar ve istiğrak ve mümkinattan tecerrüd cihetiyle matmah-ı nazar ettikleri delil içinde neticeyi görmek, yani, âlemden Sânii müşahede etmek tarikiyle takip ettikleri meslek olan cedavil-i ekvanda cereyan-ı tecelliyatı ve melekûtiyet-i eşyada sereyan-ı füyuzatı ve merâyâ-yı mevcudata tecellî-i esmâ ve sıfâtı ise, dîku’l-elfaz sebebiyle “ulûhiyet-i sâriye” ve “hayat-ı sâriye” tâbir ettikleri hakaiki başkalar anlamadılar. Su-i tefehhümle, kendi istidad-ı şûrelerinden zuhur eden evham-ı vahiyeye, muhakkikînin kelimat ve şatahatını tatbik ettiler. Yuha onların akıllarına! Süreyya derecesinde olan muhakkikînin efkâr-ı mücerredeleri, serâ derekesinde olan mukallidîn-i maddiyyunun efkâr-ı sefilesinden binler derece uzaktır. Evet, şu iki fikrin tatbikine çalışmak, şu zaman-ı terakkide akl-ı beşerin duçar-ı sekte olduğunu ve varta-i mevte düştüğünü izhar etmektir ki, insaniyet müteessifane nazar ederek ve istidad-ı tahkik ve terakki lisanıyla

كَلاَّ وَاللهِ .. اَيْنَ الثَّرٰى مِنَ الثُّرَيَّا وَاَيْنَ الضِّياَءُ السَّاطِعُ مِنَ الظُّلْمَةِ الدَّامِسَةِ 1
demeye mecbur oluyor.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Allah’a yemin olsun ki hayır. Serâ nerede, Süreyyâ nerede? Herşeyi gösteren ışık nerede, herşeyi örtüp saklayan zulmet nerede?
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : hayret verici, şaşırtıcı
âsâr-ı Sâni : herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah’ın eserleri
âsumân : gökyüzü
bedihiyat : delil ve ispatı gerektirmeyecek ölçüde apaçık şeyler
bizzarure : kaçınılmaz şekilde, zorunlu olarak
burhan : güçlü ve sarsılmaz kesin delil
cins-i kudret-i mümkinat : mahlûkların kudretlerinin cinsi, türü dakik
derecat : dereceler
ecram-ı kâinat : kâinattaki kütleler; cisimler
ehaff : çok hafif
elhasıl : kısaca, özetle
eshel : daha kolay
fevaid : faydalar
fünun : fenler, ilimler
garib : şaşırtan
hakikat : asıl, esas, doğru, gerçek
hamleden : yüklenen, taşıyan
hamletme : yükleme, taşıma
hikem : hikmetler
hikmet : Allah’ın herşeyi bir gayeye yönelik olarak, anlamlı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı
hokka : mürekkeb kabı
hulûl : içine girme, sirayet etme (Allah’ın kâinattın içine girmesi) idhâl
istiğrap olunma : garip karşılanma
istihdam etme : hizmet ettirme, bir görevde çalıştırma
istintac : netice çıkarma, sonuç çıkarma
ittihad : birleşme (Allah’ın kâinatla birleşmesi)
ittisal : bitişme (Allah’ın kâinatla bitişmesi)
kast : maksat, hedef
kelâm : ifade, söz
kezalik : böylece, bunun gibi
maddiyyun : materyalistler, herşeyi madde ile açıklamaya çalışanlar
mahfiyat-ı san’at : gizli san’atlar
meslek : yol, ekol, benimsenen fikrî akım
muallâk : boşlukta asılı olan
mutasavvıf : tasavvuf yolunu benimseyen, sûfi
muztar : mecbur, çaresiz
müfessir : tefsir edici, açıklayıcı, yorumlayıcı
nazariyat : teoriler, doğruluğu ispat edilmemiş görüşler
nizam : düzen, kanun
nizam-ı âlem : kâinatın düzeni
safsata : yalan yanlış, uydurma
Sâni : herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
sutûr : yazı satırları
şehadet : şahitlik, tanıklık
tasavvur : düşünme, hayal etme
tefsir etme : Kur’ân’ı açıklama; izah, yorum
telvih : açıklama
tenbih : ikaz, uyarı
tereddüt : şüphe
tevehhüm etme : asılsız şüphe ve kuruntuya kapılma
ukul : akıllar
vahdetü’l-vücud : Allah’tan başka varlık kabul etmeyen, diğer varlıkları bir gölge kadar zayıf gördükleri için var olarak kabul etmeyen
zahir olma : ortaya çıkma, görünme
zaruriyat : mantık ilminde küllî ve mutlak kaideler
Zât-ı Akdes : bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Zât, Allah
zemin : yeryüzü, dünya
akl-ı beşer : insan aklı, düşüncesi
cedavil-i ekvan : kâinattaki cedveller, kanallar
cereyan-ı tecelliyat : tecellîlerin cereyanı, yansımaların akıp gitmesi
cihet : yön
dereke : en aşağı derece
dîku’l-elfaz : sözlerin ve ifadelerin bir mânâyı aktarmada yetersiz kalışı, lâfız darlığı
duçar-ı sekte olma : sekteye uğrama, duraklama
efkâr-ı mücerrede : mücerret fikirler; maddî âlemlerden uzak ve soyutlanmış düşünceler
efkâr-ı sefile : sefil düşünceler, fikirler
evham-ı vahiye : saçma vehimler, asılsız kuruntular
hakaik : gerçek mahiyetler, asıl ve esaslar
hasr-ı nazar : sadece bir şeye yönelme
“hayat-ı sâriye” : varlıklara sirayet eden, geçen hayat
hükmünde : konumunda, yapısı içinde
insaniyet : insanlık
istidad-ı şûre : verimsiz, çorak istidad
istidad-ı tahkik ve terakkî : delilleriyle inceleme ve ilerleme istidadı, yeteneği
istiğrak : İlâhî aşk ile dünyayı unutup kendinden geçmek
izhar etme : açığa çıkarma, gösterme
kelimat : ifadeler, sözler
lisan : dil
matmah-ı nazar : hırsla, dikkati dağıtmadan bakılan, bakma
melekûtiyet-i eşya : varlıkların görünmeyen iç yüzü, arka plânı
merâyâ-yı mevcudat : Allah’ın isim ve sıfatlarına ayna olan varlıklar
meslek : yol, ekol, benimsenen fikrî akım
muhakkikîn : gerçekleri araştıran ve hakikatleri delilleriyle bilen tasavvuf erbabı âlimler
muhakkikîn-i sofiye : meseleleri delilleriyle araştırıp bilen tasavvuf erbabı kimseler
mukallidîn-i maddiyyun : materyalistlerin taklitçileri, taklitçi materyalistler, maddeciler
mümkinat : olması imkan dahilinde olan mahlûklar, kâinattaki varlıklar
müşahede etme : seyretme, gözlemleme
müteessifâne : eseflenerek, üzülerek
müteşabih : mânâsı açık olmayan, mânâları birbirine benzediği için anlaşılamayan ifade
nazar etme : bakmak
Sâni : herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah serâ
sereyan-ı füyuzat : feyizlerin sürekli olarak akması, devam etmesi
su-i tefehhüm : yanlış anlama
Süreyya : gökyüzünün kuzey yarım küresinde yer alan ve yedi yıldızdan meydana gelen bir yıldız takımı
şatahat : mânevî cezbe halinde iken, dinin zahirî hükümlerine aykırı oarak söylenen sözler
tâbir etme : ifade etme, yorumlama
tarik : yol, usûl
tatbik etme : uygulama
tecellî-i esmâ ve sıfât : Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellîsi, yansıması
tecerrüd : soyutlanma, sıyrılma
“ulûhiyet-i sâriye” : varlıklara sirayet eden, geçen ulûhiyet
varta-i mevt : ölüm tehlikesi
vücud-u Akdes : bütün eksik ve kusurlardan pâk olan Allah’ın kendi zâtına ait varlığı zaman-ı terakki
zuhur etmek : ortaya çıkmak, görünmek
Yükleniyor...