Block title
Block content
Ey muteriz! İnsafla nazar et ki, fikr-i beşerin, bahusus avamın fikirlerinden en uzak olan hakaiki şöyle bir tarikle takrip etmek, acaba tarik-i belâgat olan mukteza-yı halin mutabakatine muvafık ve makamın nispetinde kemâl-i vuzuh ve ifadeye mutabıktır; yahut tevehhüm ettiğin gibidir? Hakem sen ol.

İkinci noktaya cevap: İkinci Mukaddemede mufassalen geçmiştir. Âlemde meylü’l-istikmalin dalı olan insandaki meylü’t-terakkinin semeratı ve tecarüb-ü kesireyle ve netâic-i efkârın telâhukuyla teşekkül eden merdiven-i terakkinin basamakları hükmünde olan fünun ise, müterettibe ve müteavine ve müteselsiledirler. Evet, müteahhirin in’ikadı, mütekaddimin teşekkülüne vabestedir. Demek, mukaddem olan fen, ulûm-u mütearifenin derecesine gelecek; sonra müteahhirine mukaddeme olabilir.

Bu sırra binaendir ki, şu zamanda temehhuz-u tecarüble satha çıkıp ve tevellüd etmiş olan bir fennin faraza on asır evvel bir adam tefhim ve tâlimine çalışsaydı, mağlâta ve safsataya düşürmekten başka bir şey yapamazdı. Mesela, denilseydi, “Şemsin sükûnuyla arzın hareketine ve bir katre suda bir milyon hayvanatın bulunduklarına temaşa edin, tâ Sâniin azametini bilesiniz.” Cumhur-u avam ise, hiss-i zahir veya galat-ı hissin sebebiyle hilâflarını zarurî bildikleri için, ya tekzip veya nefislerine mugalâta veya mahsûs olan şeye mükâbere etmekten başka ellerinden bir şey gelmezdi. Teşviş ise, bahusus onuncu asra kadar, minhac-ı irşada büyük bir vartadır. Ezcümle, sathiyet-i arz ve deveran-ı şems onlarca bedihiyat-ı hissîyeden sayılırdı.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

arz : yer, dünya
avam : halk
azamet : büyüklük
bahusus : özellikle
bedihiyat-ı hissî : hislerle açık bir şekilde idrak edilen nesneler, olaylar
binaen : –dayanarak, dolayı
cumhur-u avam : geniş halk kitlesi
ezcümle : meselâ, bu cümleden olarak
faraza : varsayalım ki
fen : bilim
fikr-i beşer : insanoğlunun fikri, düşüncesi
fünun : fenler, ilimler
galat-ı his : duygu yanılması
hakaik : hakikatler
hayvanat : canlılar
hilâf : aykırı ve zıt olan
hiss-i zahir : maddî varlıkları gözlemleyen his
in’ikad : toplanma; ortaya çıkma
katre : damla
kemâl-i vuzuh : mükemmel bir açıklık, netlik
mağlâta : aldatma, yanıltma
mahsûs olan : hisler aracılığıyla algılanan
merdiven-i terakki : ilerleme merdiveni; bir merdivenin basamakları gibi yükselme
meylü’l-istikmal : mükemmelliğe ulaşma eğilimi
meylü’t-terakki : ilerleme ve gelişme eğilimi
minhac-ı irşad : irşad yolu
mufassalen : ayrıntılı olarak
mugalâta : safsata, demagoji; aldatmak maksadıyla yanıltıcı sözler söyleme
mukaddem : evvel, önce
mukaddeme : giriş, başlangıç
mukteza-yı hal : hâlin gereği, durumun gerektirdiği şekil
mutabakat : karşılıklı uyum
mutabık : uygun
muteriz : itiraz eden
muvafık : uygun
mükâbere etme : büyüklük taslayarak doğruyu kabul etmeme; göz göre göre inkâr etme
müteahhir : sonradan gelen
müteavine : birbirine yardım eden ve destek olan
mütekaddim : önceden gelen
müterettibe : birbirine uyumlu şekilde sıralanan
müteselsile : zincirleme olarak, birbirine bağlı şekilde sıralanan
nazar etme : bakma
netâic-i efkâr : fikirlerin neticeleri
nispet : bağlantı
safsata : yalan yanlış, uydurma
Sâni : herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
satha çıkma : yüzeye çıkma, gizliyken ortaya çıkma
sathiyet-i arz ve deveran-ı şems : yeryüzünün düz oluşu ve güneşin dünya etrafında dönmesi
semerat : meyveler, neticeler
şemsin sükûnu, arzın hareketi : Güneşin merkezde olup, dünyanın güneş etrafında dönmesi
takrib etme : yakınlaştırma
tâlim : öğretme, eğitme
tarik : yol
tarik-i belâgat : belâgat yolu, maksada ve hâle uygun düzgün ve güzel söz söyleme yöntemi
tecarüb-ü kesire : pek çok tecrübeler ve deneyimler
tefhim : muhatabın anlamasını sağlama
tekzip : yalanlama
telâhuk : birbirine katılma, birbiri arkasına gelip birleşme
temaşa etme : bakma, seyretme
temehhuz-u tecarüb : çeşitli tecrübelerle bir şeyin safileşip kemâle ermesi
teşekkül etme : oluşma, meydana gelme
teşviş : karıştırma, karmakarışık etme
tevehhüm etme : zannetme, varsayma
tevellüd etme : doğma, meydana gelme
ulûm-u mütearife : herkesçe bilinen ilimler, bilgiler
vabeste : bir şeye bağlı olan
varta : tehlike
zarurî : zorunlu, mecburi
Yükleniyor...