Block title
Block content
Tenbih

Şu gibi meseleler, müstakbeldeki nazariyata kıyas olunmaz. Zira müstakbele ait olan şeylere hiss-i zahir taallûk etmediği için, iki ciheti de muhtemeldir, itikad olunabilir, imkân derecesindedir, itminan kabildir. Onun hakk-ı sarihi, tasrih etmektir. Lâkin hînâ ki, hissin galatı bizim “ma nahnü fîh”imizi imkân derecesinden bedahete, yani cehl-i mürekkebe çıkardı. Onun nazar-ı belâgatta hiç inkâr olunmaz olan hakkı ise, ipham ve ıtlaktır−tâ, ezhan müşevveş olmasınlar. Fakat hakikate telvih ve remiz ve imâ etmek gerektir. Efkâr için kapıları açmak, duhule davet etmek lâzımdır. Nasıl ki, şeriat-ı garrâ öyle yapmıştır.

Yahu, ey birader! İnsaf mıdır, taharrî-i hakikat böyle midir ki, sen irşad-ı mahz ve ayn-ı belâgat ve hidayetin mağzı olan şeyi irşada münafi ve mübayin tevehhüm edesin? Ve belâgatça ayn-ı kemâl olan şeyi noksan tahayyül edesin? Yâ eyyühe’l-hoto! Acaba senin zihn-i sakîminde belâgat o mudur ki, ezhanı tağlit ve efkârı teşviş ve muhitin müsaadesizliği ve zamanın adem-i i’dadından ezhan müstaid olmadıkları için ukule tahmil edilmeyen şeyleri teklif etmektir? Kellâ.
1 كَلِّمِ النَّاسَ عَلٰى قَدَرِ عُقُولِهِمْ bir düstur-u hikmettir.

İstersen Mukaddemata müracaat et... Bahusus Birinci Mukaddemede iyi tefekkür et!

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “İnsanlarla anlayış seviyelerine göre konuş.” Buharî, İlim: 49’da şöyle geçmektedir: “Haddisu’n-nâse bimâ ya’rifûne.”
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem-i i’dad : hazır ve müsait olmama
ayn-ı belâgat : belâgatın ta kendisi
ayn-ı hidayet : doğru ve hak yolun ta kendisi
ayn-ı kemâl : mükemmelliğin ta kendisi
bahusus : özellikle
bedahet : açıklık
belâgat : maksada ve hâle uygun düzgün ve güzel söz söyleme
birader : kardeş
cehl-i mürekkeb : kara câhillik; bilmediği halde kendini bilmiş sayma
delil-i aklî : aklî delil
duhul : girme, dâhil olma
düstur-u hikmet : hikmet prensibi
efkâr : fikirler, düşünceler
eyyühe’l-hoto : ey vahşi dağ adamı
ezhan : zihinler
galat : hatâ etme
hakikat : asıl, esas, doğru, gerçek
hakk-ı sarih : açık hak
hilâf : aykırılık, terslik
hînâ ki : vakta ki, ne zaman ki
hiss-i zahir : maddî varlık ve hadiselere göre hüküm veren hisler (beş duyu)
ıtlak : belli bir sınırın konulmaması; genel bırakma
ibham : gizli, belirsiz bırakma
imâ : gizli işaret
irşad : doğru yolu gösterme
irşad-ı mahz : tam mânâsıyla doğru yolu gösterme
itikad olunma : inanma
itminan : inanma, kalben tatmin olma
kabil : mümkün
kellâ : asla öyle değil
ma nahnü fîh : üzerinde durduğumuz konu
mağz : öz, iç
muhit : çevre
mukaddemat : mukaddimeler, başlangıçlar
mübayin : farklı, zıt
münafi : zıt
müsaadesizlik : izin vermeme, uygun olmama
müstaid : müsait
müstakbel : gelecek zaman
müşevveş : dağınık, karışık, düzensiz
nazar-ı belâgat : belağat ilmine göre bakış
nazariyat : teoriler, görüşler
remiz : ince işaret
şeriat-ı garrâ : parlak ve nurlu şeriat; İslâm dini
taallûk etme : bağlantılı olma
tağlit : yanıltma
taharrî-i hakikat : gerçeği araştırma, inceleme
tahayyül etme : hayal etme
tahmil etme : yükleme
tasrih etme : açıklama
tedebbür etme : bir şey üzerinde çok detaylı olarak düşünme
tefekkür etme : etraflıca ve derinlemesine düşünme
telvih : kinaye şeklinde açıklama
tenbih : ikaz, uyarı
teşviş : karıştırma, karmakarışık etme
tevehhüm etme : zannetme, varsayma
ukul : akıllar
zevahir : ifadelerin, âyet ve hadislerin dış mânâları
zihn-i sakîm : haslatıklı zihin
Yükleniyor...