Block title
Block content
Muhakkikin şe’ni, gavvas olmak, zamanın tesiratından tecerrüd etmek, mazinin a’mâkına girmek, mantığın terazisiyle tartmak, herşeyin menbaını bulmaktır.

Bu hakikate beni muttali eden. Bir vakit sabavetimde ay tutuldu. Validemden sual ettim. Dedi ki: “Yılan Ay’ı yutmuş.” Dedim: “Neden daha görünüyor?” dedi ki: “Âsumanın yılanı nim-şeffaftır.”

İşte, bak: Nasıl teşbih hakikat olup haylûletiyle hakikat-i hali münhasif etmiştir. Zira mâil-i kamer, mıntıkatü’l-büruc ile re’s ve zenebde tekatu’ ettiklerinden, o iki daire-i mevhumeden iki kavsi, yılanın müradifi olan tinnîn ile ehl-i hey’et bir teşbihe binaen tesmiye eylediler. Zaten ay re’s veya zenebe ve güneş dahi ötekisine gelirse, arzın haylûletiyle inhisaf vuku bulur.

Ey benim şu müşevveş sözlerimden usanmayan zât! Bu mukaddemeye dahi dikkat et. Bir hurdebîn ile bak. Zira, bu asıl üzerine pek çok hurafat ve hilâfat tevellüd ederler. Mantığı ve belâgatı rehber etmek gerektir.

Hâtime

Mânâ-yı hakikînin bir sikkesi olmak gerektir. O sikkeyi teşhis eden, makasıd-ı şeriatın muvazenesinden hâsıl olan hüsn-ü mücerreddir. Mecazın cevazı ise, belâgatın şeraiti tahtında olmak gerektir. Yoksa, mecazı hakikat ve hakikati mecaz suretiyle görmek, göstermek, cehlin istibdadına kuvvet vermektir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

a’mâk : derinlikler
arz : yer, dünya
âsuman : gökyüzü, gökkubbe
belâgat : sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesini işleyen ilim dalı
binaen : –dayanarak, dolayı
cereyan etmek : gerçekleşmek, meydana gelmek
cevaz : müsaade, izin, câiz olma
cür’et-i tağyir : değiştirmeye cesaret etme
daire-i mevhume : gerçekte olmadığı halde var sayılan, hayalî daire
ehl-i hey’et : astronomi, gök bilimi ile uğraşanlar; astronomlar
fikr-i icad : icad etme düşüncesi, yeni bir şey ortaya çıkarma fikri
gavvas : dalgıç; çok gayretli, çalışkan
hakikat : gerçek
hakikat-i hal : durumun gerçek yönü
hâsıl olma : meydana gelme
hâtime : sonuç, son bölüm
hayalât : hayaller
haylûlet : araya girme
hikâyat : hikâyeler
hilâfat : zıtlıklar, anlaşmazlıklar
hurafat : hurâfeler; bozuk inançlar, aslı esası olmayan saçma inanışlar
hurdebîn : mikroskop
hüsn-ü mücerred : saf güzellik; bizzat güzel olan, güzelliği başka şeye bağlı olmayan güzellik
inhisaf : ay tutulması
kaide : kural, prensip
kavs : yay
lügat : konuşulan dil
maânî : mânâlar, anlamlar
mâil-i kamer : ayın yörüngesi, ayın dünyanın etrafında dönerken çizmiş olduğu daire
makasıd-ı şeriat : şeraitin, Kur’ân ve sünnetin maksatları
mânâ-yı hakikî : gerçek anlam; asıl kastedilen mânâ
mazi : geçmiş zaman
mecaz : hakikî, asıl mânâsının anlaşılmasına engel teşkil eden bir karineyle (işaretle) beraber, bir münasebetten dolayı, asıl konulduğu mânânın dışında kullanılan lâfız (mecaz)
menba : kaynak
meyl-i teceddüd : yenileme isteği, arzusu
mıntıkatü’l-büruc : on iki burcun bulunduğu alan
muhakkik : gerçekleri araştıran ve onları delilleriyle bilen âlimler
mukaddeme : başlangıç, giriş
muttali etmek : haberdar etmek, bilgi sahibi yapmak
muvazene : ölçü, denge
münhasif : gölgelenip sönükleşen, görünmez hale gelen (ay tutulması)
müradif : aynı mânâda olan, eş anlamlı
müşevveş : karışık, düzensiz
nim-şeffaf : yarı şeffaf, yarı saydam
re’s ve zeneb : baş ve kuyruk
sabavet : çocukluk
sikke : mühür, damga
şe’n : bir şeyin gereği; hâl, özellik
tecerrüd etmek : soyutlanmak, sıyrılmak
tekatu’ etmek : kesişmek
tesirat : tesirler, etkiler
tesmiye eylemek : isimlendirmek
teşbih : benzetme (teşbih)
teşhis : tanıma, anlama; bir şeyin ne olduğunu belirleme
tevellüd etmek : doğmak, meydana gelmek
tinnîn : büyük yılan
vâlide : anne
vuku bulmak : gerçekleşmek, meydana gelmek
zahir : görünen, gözle görünür, dışa yansıyan yönler
Yükleniyor...