Block title
Block content
Hem de meslek-i gayra husumete, kendi mesleğine iltizam ve muhabbetten daha ziyade ihtimam olunur idi. Hem de bir şahsa husumetin, başkasının muhabbeti suretinde tezahürü idi. Hem de keşf-i hakikate mani olan iltizam ve taassup ve taraftarlığın müdahaleleri idi.

Hasıl-ı kelâm: Müyûlât muhtelife olduklarından, taraftarlık hissi, herşeye parmak vurmakla ihtilâfatla ihtilâl çıkarıldığından, hakikat ise kaçıp gizlenirdi.

Hem de istibdad-ı hissiyatın seyyielerindendir ki: Mesalik ve mezahibi ikame edecek, galiben taassup veya tadlil-i gayr veya safsata idi. Halbuki üçü de nazar-ı şeriatta mezmum ve uhuvvet-i İslâmiyeye ve nisbet-i hemcinsiyeye ve teâvün-ü fıtrîye münafidir. Hattâ o derece oluyor, bunlardan biri taassup ve safsatasını terk ederek nâsın icmâ ve tevatürünü tasdik ettiği gibi, birden mezhep ve mesleğini tebdil etmeye muztar kalıyor. Halbuki, taassup yerinde hak; ve safsata yerinde burhan; ve tadlil-i gayr yerinde tevfik ve tatbik ve istişare ederse, dünya birleşse, hak olan mezhep ve mesleğini bir parça tebdil edemez. Nasıl ki, zaman-ı saâdette ve Selef-i Salihîn zamanlarında hükümfermâ hak ve burhan ve akıl ve meşveret olduklarından, şükûk ve şübehatın hükümleri olmazdı.

Kezalik görüyoruz ki: Fennin himmetiyle, zaman-ı halde filcümle, inşaallah istikbalde bitamamihî hükümfermâ, kuvvete bedel hak; ve safsataya bedel burhan; ve tab’a bedel akıl; ve hevâya bedel hüdâ; ve taassuba bedel metanet; ve garaza bedel hamiyet; ve müyûlât-ı nefsaniyeye bedel temayülât-ı ukul; ve hissiyata bedel efkâr olacaklardır—karn-ı evvel ve sanî ve salisteki gibi ve beşinci karna kadar filcümle olduğu gibi. Beşinci asırdan şimdiye kadar kuvvet hakkı mağlup eylemişti.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

bedel : karşılık
bitamamihî : tamamen, bütünüyle
burhan : güçlü ve sarsılmaz kesin delil, kanıt
efkâr : fikirler, düşünceler
filcümle : kısmen, genellikle
galiben : çoğunlukla
garaz : kötü kasıt, art niyet
hak : doğru, gerçek
hakikat : doğru, gerçek
hamiyet : din, vatan, aile gibi değerleri koruma duygusu ve gayreti
hasıl-ı kelâm : sözün özü
hevâ : nefsin hoşuna giden faydasız ve gelip geçici arzular
himmet : ciddi gayret, yardım
husumet : düşmanlık
hüdâ : hidayet, doğru yol
hükümfermâ : hüküm süren
icmâ : bir mesele hakkında görüş birliğine varılması, fikir birliği, görüş birliği
ihtilâfat : ayrılıklar, anlaşmazlıklar, uyuşmazlıklar
ihtilâl : karışıklık, bozgunculuk
ihtimam : özen gösterme, önem verme
ikame etmek : yerleştirmek, ayakta tutmak
iltizam : taraf tutma, taraftarlık
inşaallah : Allah’ın izniyle
istibdad-ı hissiyat : hislerin istibdadı, duyguların dayatmaları, baskıları
istikbal : gelecek
istişare : fikir sorma, danışma
karn-ı evvel ve sanî ve sâlis : Hicretin birinci, ikinci ve üçüncü asırları
keşf-i hakikat : gerçeğin açığa çıkması
kezalik : böylece, bunun gibi
mesalik : meslekler, tarzlar
meslek : gidilen yol, ekol
meşveret : işlerin istişare (danışıp görüşme) yoluyla halledilmesi
metanet : sebat ve gayret, kararlılık
mezahib : mezhepler, tutulan yollar
mezhep : tutulan yol, ekol
mezmum : zemm edilmiş, kötülenmiş
muhabbet : sevgi
muhtelife : çeşit çeşit
muztar kalmak : çaresiz, mecbur kalmak
münafi : zıt
müyûlât : meyiller, eğilimler, istekler
müyûlât-ı nefsaniye : nefsin meyilleri, arzuları
nâs : insanlar
nazar-ı şeriatta : İslâm’a göre, şeriatın gözünde
nisbet-i hemcinsiye : aynı cinse olan bağ, yakınlık
safsata : demagoji, gerçek dışı sözler söyleyerek insanları kandırmaya çalışma
Selef-i Salihîn : İslâmın ilk beş asrında yaşayan Ehl-i Sünnet âlimleri
seyyie : kötülük, günah
suret : biçim, şekil
şübehat : şüpheler, tereddütler
şükûk : şüpheler, tereddütler
taassup : aşırı derecede, körükörüne bağlılık
tab’ : tabiat, huy, mizaç
tadlil-i gayr : başkalarını dalâlete nispet etmek, sapıklığına hükmetmek
tatbik : uygulama; uygun hâle getirme, muvâfık kılma
teâvün-ü fıtrî : yaratılışta olan yardımlaşma (kanunu)
tebdil etmek : değiştirmek
temayülât-ı ukul : aklın eğilimleri, meyilleri
tevatür : güvenilir insanların birbirlerine anlatarak getirdikleri kesin haber
tevfik : uygun hâle getirme, muvâfık kılma
tezahür : belirme, görünme
uhuvvet-i İslâmiye : İslâm kardeşliği
zaman-ı hal : şimdiki zaman
zaman-ı saâdet : mutluluk çağı; Peygamberimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem
Yükleniyor...