Block title
Block content
Saltanat-ı efkârın icrâ-yı hasenesindendir ki: Hakaik-i İslâmiyetin güneşi, evham ve hayalât bulutlarından kurtulmuş, her yeri tenvire başlamıştır. Hattâ dinsizlik bataklığında taaffün eden adamlar dahi o ziya ile istifadeye başlamıştırlar.

Hem de meşveret-i efkârın mehasinindendir ki: Makasıd ve mesalik, burhan-ı kàtı’ üzerine teessüs ve her kemâle mümidd olan hakk-ı sabit ile hakaikı rapteylemesidir. Bunun neticesi: Batıl, hak suretini giymekle efkârı aldatmaz.

Ey ihvan-ı Müslimîn!.. Hal, lisan-ı hal ile bize beşaret veriyor ki: Sırr-ı 1 وَقُلْ جَاۤءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْباَطِلُ boynunu kaldırmış, el ile istikbale işaret edip, yüksek sesle ilân ediyor ki: Dehre ve tabâyi-i beşere, dâmen-i kıyamete kadar hâkim olacak, yalnız âlem-i kevnde adalet-i ezeliyenin tecellî ve timsali olan hakikat-i İslâmiyettir ki, asıl insaniyet-i kübrâ denilen şey odur. İnsaniyet-i suğrâ denilen mehâsin-i medeniyet, onun mukaddemesidir. Görülmüyor mu ki: Telâhuktan neşet eden tenevvür-ü efkârla toprağa benzeyen evham ve hayalâtı, hakaik-i İslâmiyenin omuzu üzerinden hafifleştirmiştir. Bu hal gösteriyor ki, nücûm-u semâ-yı hidayet olan o hakaik tamamen inkişaf ve tele’lü’ ve lem’a-nisar olacaktır.

2 عَلٰى رَغْمِ اُنُوفِ اْلاَعْدَاۤءِ Eğer istersen, istikbal içine gir, bak: Hakikatlerin meydanında hikmetin taht-ı nezaret ve murakabesinde, teslis içinde tevhidi arayanlar, safsata ederek asıl tevhid-i mahz ve itikad-ı kâmil ve akl-ı selim kabul ettiği akide-i hak ile mücehhez ve seyf-i burhan ile mütekallid olanlarla mübareze ve muharebe ederse, nasıl birden mağlûp ve münhezim oluyor!

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “De ki: Hak geldi, bâtıl yok oldu.” İsrâ Sûresi, 17:81.
2 : Düşmanların engellemelerine rağmen.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adalet-i ezeliye : sonsuz adalet
âlem-i kevn : varlık âlemi, kâinat
bâtıl : gerçek dışı, hakikat dışı, hurafe; hak ve doğru olmayan, yalan
beşaret : müjde
burhan-ı kàtı’ : sağlam ve sarsılmaz kesin delil
dâmen-i kıyamet : kıyametin eteği (kıyamet zamanı)
dehr : çağ, devir; dünya
efkâr : fikirler, düşünceler
evham : kuruntular, şüpheler
filcümle : kısmen
hak : doğru (bâtıl’ın zıddı)
hakaik : hakikatlar, esaslar, gerçekler
hakaik-i İslâmiyet : İslâmiyetin gerçekleri, esasları
hakikat-i İslâmiyet : İslâmiyetin hakikati, gerçeği ve onun aslı, esası, mahiyeti
hâkim : hükmeden, idaresi altında tutan
hakk-ı sabit : kesinleşmiş, değişmeyen hak; sabit doğru
hâl : şimdiki zaman
hayalât : hayaller
hikmet : varlıkların mahiyet, nitelik ve özelliklerinden bahseden ilim; tecrübe ve birikimlere dayanan ilimler
icrâ-yı hasene : güzel uygulama
ihvan-ı Müslimîn : Müslüman kardeşler
inkişaf : açığa çıkma, gelişme
insaniyet-i kübrâ : büyük insanlık; İslâmiyetin hakikatleri
insaniyet-i suğrâ : küçük insanlık medeniyetin güzellikleri
istikbal : gelecek
karn : asır, yüzyıl
kemâl : mükemmellik
lem’a-nisar : parlaklık saçan
lisan-ı hal : hâl dili, beden dili
mağlup : yenilen, yenik düşen
makasıd : gayeler, maksatlar
mehasin : güzellikler
mehâsin-i medeniyet : medeniyetin güzellikleri
mesalik : meslekler, tutulan yollar
meşveret-i efkâr : düşüncelerin birbiriyle istişare etmesi, fikirlerin istişare yoluyla ortaya konması
mukaddeme : başlangıç
mümidd : yardım eden, destekleyen
neş’et etme : doğma, meydana gelme
nücûm-u semâ-yı hidayet : hidâyet semâsının yıldızları
rapteylemek : bağlamak
saltanat-ı efkâr : fikirlerin saltanatı, hâkimiyeti, otoritesi
suret : biçim, şekil
taaffün : bozulma, çürüme, kokuşma
tabâyi-i beşer : insanın yaratılışı, mizacı, karakterleri
taht-ı nezaret ve murâkabe : gözlem ve kontrol altında
tecellî : belirme, görünme, yansıma
teessüs : kurulma, oluşma
telâhuk : birikim, birbirine katılma (fikirlerin birikimi, birleşmesi)
tele’lü’ : parıldama
tenevvür-ü efkâr : fikirlerin aydınlanması
tenvir : aydınlatma
teslis : üçleme; Hıristiyanların Allah’ın baba, oğul ve mukaddes ruh olmak üzere üç varlıktan mürekkep olduğuna inanmaları
tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
timsal : suret; sembol
ziya : ışık, parlaklık
akide-i hak : doğru, gerçek inanç
akl-ı selim : sağlıklı düşünen akıl
âyât : âyetler
azl : uzaklaştırma, görevden alma
burhan : güçlü, sarsılmaz kesin delil
dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık
ekser : birçok
emsal : benzerler
ezelden ebede : sonsuz geçmişten sonsuz geleceğe kadar
fevatîh : başlangıçlar, girişler
hakaik : hakikatlar, esaslar, gerçekler
hakikat : doğru olan gerçek
hamlettirmek : yüklemek
havale : gönderme, yönlendirme
havâtim : sonlar, hâtimeler
hikmetin desâtiri : herbir şeyi belirli gaye ve faydalara yönelik olarak tam yerli yerine yerleştiren ilmin kanunları, düsturları
inbisat-ı efkâr : fikirlerin yayılması, intişar etmesi
inkişaf ettirmek : açığa çıkarmak, geliştirmek
istişare : fikir alışverişi
itikad-ı kâmil : mükemmel, kusursuz itikad, inanç
mağlûp olmak : yenilmek
meşveret : istişare, danışıp görüşme
muhâkât : bir şeye uymak, tatbik edip benzemek
muharebe etmek : savaşmak
mutabakat : uygunluk
mübareze etme : karşı koyma, çarpışma
mücehhez : donatılmış
münhezim olmak : bozguna uğramak, yenilmek
mütekallid : kılıç kuşanan, takınan; bir vazifeyi üzerine alan, yüklenen
müteselsil : zincirleme, birbirine bağlı
Nasârâ : Hıristiyanlar
nev-i beşer : insan nev’i, insanlar
ruhban : rahipler, papazlar
safsata : demagoji, gerçek dışı sözler söyleyerek insanları kandırmaya çalışma
seyf-i burhan : burhanın, delilin kılıcı
taht-ı hakikat : hakikat taht’ı (hakikat, padişahın oturduğu taht’a benzetilmiş)
takallüd : takınma; kılıç (gibi keskin olan delil silahını) kuşanma
tard : uzaklaştırma, kovma
tecellî ettirme : yansıtma, hayata aksettirme
teessüs : kurulma, bina edilme, yapılanma
tevhid-i mahz : saf tevhid inancı; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğuna, hiçbir şirke girmeden tam mânâsıyla inanma
üslûb-u hakîmâne : hikmetli olan ifade tarzı; muhâtaba herşeyin gaye ve faydasını anlatan ve herşeyin gerçek mahiyetini bildiren tarzı, üslûbu
Yükleniyor...