Block title
Block content
Hâtime

Seyyid olmayan “Seyyidim” ve seyyid olan “Değilim” diyenler, ikisi de günahkâr; ve duhûl ile hurûc haram oldukları gibi… hadis ve Kur’ân’da dahi ziyade veya noksan etmek memnudur. Fakat ziyade etmek, nizamı bozduğu ve vehme kapı açtığı için, daha zararlıdır. Noksana cehil bir derece özür olur. Fakat ziyade etmek, ilim ile olur. Âlim olan mâzur değildir. Kezalik, dinden bir şeyi fasl veya olmayanı vasl etmek, ikisi de caiz değildir. Belki hikâyâtın bakırları ve İsrailiyatın müzahrafatı ve teşbihatın mümevvehatı elmas-ı akidede, cevher-i şeriatta, dürer-i ahkâmda idhal etmek, kıymetini daha ziyade tenzil ve müteharrî-i hakikat olan müşterisini daha ziyade tenfir ve pişman eder.

Hâtimenin hâtimesi

Bir adam müstaid ve kabil olduğu şeyi terk ve ehil olmayan şeye teşebbüs etmek, şeriat-ı hilkate büyük bir itaatsizliktir. Zira şanı odur ki, istidadı, san’atta intişar ve tedahül; ve san’atın mekayisine ihtiram ve muhabbet; ve nevamisine temessül ve imtisal, elhasıl, fena fi’s-sa’nat olmaktır. Vazife-i hilkat bu iken, bu yolsuzlukla san’atın suret-i lâyıkasını tağyir eder. Ve nevamisini incitir. Ve asıl müstaid olduğu san’ata olan meyliyle, teşebbüs ettiği gayr-ı tabiî san’atın suretini çirkin eder. Zira, bilkuvve olan meyil ve bilfiil olan san’atın imtizaçsızlığı için bir keşmekeş olur.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlim : bilen, ilim sahibi
bilfiil : fiilen, uygulamada
bilkuvve : potansiyel, duygu ve kabiliyet halinde
caiz : doğru
cehil : cahillik
cevher-i şeriat : cevher gibi kıymetli olan şeriat, İslâmiyet
duhûl : girme, dahil olma
dürer-i ahkâm : inci tanesi gibi çok değerli hükümler, esaslar
ehil : ehliyetli, bir şey hakkında söz sahibi
elhasıl : kısaca, özetle
elmas-ı akide : elmas gibi değerli olan itikad, inanç
fasl : ayırma, çıkarma
fena fi’s-san’at : san’atta fani olma, san’atından başka pek bir şeyi düşünmeme
gayr-ı tabiî : doğal olmayan
hadis : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
hâtime : sonuç, son bölüm
hâtimenin hâtimesi : sonucun neticesi, son bölümün sonu
hikâyât : hikâyeler
huruç : çıkma
idhal : içine dahil etme, katma, sokma
ihtiram : saygı gösterme
imtisal : uyma, sarılma
imtizaçsızlık : uyuşmazlık
intişar : gelişme, büyüme
İsrailiyât : Yahudi ve Hıristiyanların inanç, ahlâk, tarih ve efsaneye dayalı kültüründen İslâma karıştığı veya karıştırıldığı bilenen şeyler; daha çok Yahudi kitaplardan nakledilen, Kur’ân ve Hadisin getirmiş olduğu ölçülere uymayan hurafelerle karışık bir kısım hikâye ve haberler
istidad : kàbiliyet, yetenek
kabil : kabiliyetli, yetenekli
keşmekeş : karma karışık, karışıklık
kezalik : böylece, bunun gibi
mâzur : özürlü, mazeretli
mekayis : ölçüler
memnu : yasaklanmış
meyil : arzu, istek, eğilim
mümevvehat : sahte, bâtıl şeyler
müstaid : kàbiliyetli
müşteri : alıcı
müteharrî-i hakikat : doğruyu ve gerçeği araştıran
müzahrefat : sahte, kof, uydurma şeyler
nevamis : kanunlar, yasalar
nizam : düzen, kanun
noksan : eksiklik
seyyid : efendi; Peygamber Efendimizin (a.s.m.) soyundan gelen kimseler
suret : biçim, şekil
suret-i lâyık : uygun biçim, şekil
şeriat-ı hilkat : yaratılış kanunu, Allah’ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu kanunlar
tağyir etmek : değiştirmek
tedahül : içine girip dahil olma, içine karışma
temessül : uyma, benimseme
tenfir : nefret ettirme
tenzil : indirme, seviyeyi düşürme
teşbihat : teşbihler, benzetmeler (teşbih)
teşebbüs etmek : başvurmak, girişmek
vasl : birleştirme, ulaştırma
vazife-i hilkat : yaratılıştan gelen görev
vehm : kuruntu, zan
Yükleniyor...