Block title
Block content
Bu sırra binaen, pek çok adam meylü’l-ağalık ve meylü’l-âmiriyet ve meylü’t-tefevvukla mütehakkim geçinmek istediğinden, ilmin şanında olan teşvik ve irşad ve nasihat ve lûtfu terk edip, kendi istibdad ve tefevvukuna vesile-i cebir ve tânif eder. İlme hizmete bedel, ilmi istihdam eder. Buna binaen, vezaif ehil olmayanın ellerine geçti. Bahusus medaris bununla indirasa yüz tuttu. Buna çare-i yegâne, daire-i vahidenin hükmünde olan müderrisleri, darülfünun gibi çok devaire tebdil ve tertip etmektir. Tâ, herkes sevk-i insanîsiyle hakkına gitmekle, hikmet-i ezeliyenin emr-i mânevîsini, meyl-i fıtrîsiyle imtisal edip kaide-i taksimü’l-a’mâle tatbik edilsin.

Tenbih

Ulûm-u medarisin tedennîsine ve mecrâ-yı tabiîden çevrilmesine bir sebeb-i mühim budur: Ulûm-u âliye (اٰلِيَه) maksud-u bizzat sırasına geçtiğinden, ulûm-u âliye (عَالِيَه) mühmel kaldığı gibi, libas-ı mânâ hükmünde olan ibare-i Arabiyenin halli, ezhanı zaptederek, asıl maksut olan ilim ise tebeî kalmakla beraber ibareleri bir derece mebzul olan ve silsile-i tahsile resmen geçen kitaplar; evkât, efkârı kendine hasredip harice çıkmasına meydan vermemeleridir.

Ey birader-i vicdan! Zannediyorum, şimdi şu mukaddemat üzerine terettüp edecek olan kütüb-ü selâseyi, ne mahiyette olduklarını görmek istiyorsun.Fakat daha sabret.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

bahusus : özellikle
bedel : karşılık
binaen : –dayanarak, dolayı
birader-i vicdan : kalp kardeşi
çare-i yegâne : tek çare
daire-i vahid : tek daire, tek merkez (merkezî yönetim)
darülfünun : üniversite
devair : daireler (fakülteler)
efkâr : fikirler, düşünceler
ehil : bilen, ehliyetli, liyâkatli
emr-i mânevî : mânevî emir
evkat : vakitler, zamanlar
ezhan : zihinler
hall : çözme, problem çözme, karışık bir meselenin içinden çıkma
haric : dış
hasretmek : yöneltmek, özgü kılmak
hikmet-i ezeliye : Allah’ın ezelî hikmeti, herşeyi yerli yerinde ve bir gaye ve faydaya yönelik yapması
ibare : bir metinde bulunan ifade, söz
ibare-i Arabiye : Arapça ibare, metin
imtisal etmek : uymak, yerine getirmek
indiras : bozulma; silinme, zâil olma
irşad : doğru yolu gösterme
istibdad : baskı ve zulüm
istihdam etmek : çalıştırmak, kullanmak
kaide-i taksimü’l-a’mâl : işbölümü kuralı
kütüb-ü selâse : üç kitap (Muhâkemât isimli kitapta yer alan üç makale)
libas-ı mânâ : mânâ elbisesi
lûtüf : iyi muamele, yardım etme
mahiyet : asıl özellik, temel nitelik
maksud-u bizzat : asıl gaye, temel hedef
maksut : kastedilen gaye, hedeflenen, maksat
mebzul : çok bulunan, bol
mecrâ-yı tabiî : tabiî mecra, normal akış
medâris : medreseler; İslâm ülkelerinde ve bilhassa Osmanlı Devleti’nde İslâmî ilimlerin okutulduğu öğretim kurumları
meyl-i fıtrî : doğuştan gelen meyil, arzu
meylü’l-ağalık : ağalık meyli; ağalık taslama
meylü’l-âmiriyet : âmirlik, başkalarını yönetme meyli
meylü’t-tefevvuk : üstün görünme meyli
mukaddemat : başlangıçlar, girişler
müderris : medrese âlimi, hoca, profesör
mühmel : başıboş, ihmal edilmiş
mütehakkim : zorba, tahakküm eden
sebeb-i mühim : önemli bir sebep, gerekçe
sevk-i insanî : insanda bulunan meyil
silsile-i tahsil : öğretim kademeleri
tânif etmek : şiddetle azarlama, sıkıntı verme
tatbik etmek : uygulamak
tebdil etmek : değiştirmek
tebeî : dolaylı bir şekilde, ikinci derecede
tedennî : gerileme
tefevvuk : üstünlük
tenbih : ikaz, uyarı
terettüp etmek : sırası gelmek, sonuç olarak ortaya çıkmak
tertip etmek : düzenlemek
teşvik : şevklendirme, cesaretlendirme
ulûm-u âliye اٰلِيَه : âlet ilimleri; gramer, sarf, nahiv, sentaks gibi başka ilim ve bilgilerin öğrenilmesine yardımcı olan ilimler
ulûm-u âliye عَالِيَه : yüksek ilimler, din ilimleri; tefsir, hadis, fıkıh, kelâm gibi ilimler
ulûm-u medaris : medreselerde okutulan ilimler
vesile-i cebir : baskı, zorlama aracı
vezaif : vazifeler, görevler
Yükleniyor...