Block title
Block content
Eğer bu yüksek sesle senin yatmış olan fikr-i hakikatin uykudan kalkmadıysa ve gözün de açılamadı; İbn-i Hümam ve Fahrü’l-İslâm gibi zâtların ellerini tut, İmam-ı Şafiî’ye git, istiftâ et. De ki:

“Şeriatta vardır: Bir vakitte beş vaktin namazı kılınır. Hem de bir kavim vardır, yatsı namazlarının vakti bazı vakitte yoktur. Hem de bir kavim vardır, güneş çok günlerde gurub ve çok gecelerde tulû etmez. Nasıl oruç tutacaklar?”

Hem de istifsar et ki: “Şartın târif-i şer’îsi olan, sair erkâna mukarin olan şeydir. Nasıl namazda şart olan istikbal-i kıbleye intibak eder? Halbuki, yalnız kıyam ve yarı kuudda mukarenet vardır.”

Emin ol, İmam-ı Şafiî mesele-i ûlâşarktan ve garptan geçen dairenin müdevveriyetiyle tasvir edecektir. İkinci ve üçüncü meseleyi dahi, cenuptan şimale mümted olan dairenin mukavvesiyetiyle tatbik edecektir. Burhan-ı aklî gibi cevap verecektir. Hem de kıble meselesinde diyecek:

“Kıble ve Kâbe öyle bir amud-u nurânîdir ki, semavatı Arşa kadar takmış ve nazm edip, küre-i arzın tabakatını ferşe kadar delerek kâinatın muntazam bir amud-u nurânîsi olmuştur. Eğer gıtâ ve perde keşfolunsa, hatt-ı şâkul ile senin gözünün şuâsı, namazın herbir hareketinde ayn-ı kıbleyle temas ve musafaha edecektir.”
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : acayip, şaşırtıcı, tuhaf
âlem-i hayal : hayal âlemi, dünyası
amud-u nurânî : nurlu sütun
arş : göğün en yüksek katı
adüvv-ü şedid : şiddetli düşman
arz : yer, dünya
basar-ı basiret : basiret gözü, feraset; kalbin, hakikati anlayan gözü
beyan etmek : açıklamak, izah etmek
cedavil : kanallar, arklar
cibalin evtâdiyeti : dağların direk gibi olması; “dağları kazık gibi yaptık” âyetine telmih vardır
def etmek : gidermek, uzaklaştırmak
dürr : inci
ezcümle : meselâ, örneğin
faraza : varsayım; varsayalım ki
gışavet : örtü, perde
gulyabânî : insanın gördüğünü sandığı korkunç hayalet, hayâlî varlık
hakikat : doğru ve gerçek
hayalât : hayaller, hülyâlar
hazine-i hakaik : gerçeklerin hazinesi
ıttıla peyda etmek : farkına varmak
ittifak etmek : fikir ve görüş birliğine varmak
ittifak-ı sükût : sükût ederek fikir birliğinde bulunma
Kaf Dağı : yeryüzünü çepeçevre kuşattığı kabul edilen efsanevî dağ
küreviyet : yuvarlaklık, küre şeklinde olma
küreviyet-i arz : dünyanın yuvarlaklığı, küresel oluşu
kütüb-ü mezbure : kaleme alınan, yazılan kitaplar
makalât-ı selâse : üç makale, yazı
malûm : bilinen, belli
meder : çakıl taşı
menşe : kaynak, kök, çıkış noktası
mesail : meseleler
muhakkikîn-i İslâm : gerçekleri araştıran, hakikatleri delilleriyle bilen İslâm âlimleri
munsıf : insaflı
mündemiç : içinde bulunan, içine yerleşen
nar : ateş
sedd-i Zülkarneyn : Hz. Zülkarneyn tarafından yaptırılan set
Sevr ve Hût : öküz ve balık
şecere : ağaç
taallûk etmek : ilgili olma, bağlantılı olma
tahrir : yazı, yazı yazmak
tahvif etmek : korkutmak
tayin etmek : belirlemek
temaşa etmek : bakmak, seyretmek
tenebbüt : bitmek, bitki gibi gelişmek
vaad etmek : söz vermek
vukuf : bir şeyi etraflıca bilme, öğrenme
burhan-ı kat’i : güçlü ve sarsılmaz kesin delil
cinayet-i azîm : büyük cinayet
dâhi : son derece zeki, dehâ ve hikmet sahibi
emir : iş, olgu, gerçek
erkân : bir şeyin mahiyetini oluşturan temel esaslar, rükünler
fetva : bir mesele hakkında ehil olan kimse tarafından verilen dinî hüküm
fikren : düşünce olarak
fikr-i hakikat : hakikat fikri
gurub : güneşin batması
hakikat : doğru, gerçek
halka-i ders : ders halkası
hem-asr : aynı asırda yaşayan, çağdaş
hıyanet : ihanet
himayet : koruma, esirgeme
intibak etmek : uymak
istifsar etmek : açıklama istemek
istiftâ etmek : fetva istemek, İslâmla ilgili meseleler hakkında ehil kişilerden şer’î hüküm öğrenmek
istikbal-i kıble : kıbleye yönelme
istinad : dayanma
kavim : insan topluluğu, kabile
kıyam : namazda ayağa kalkmak
kuud : namazın oturularak eda edilen kısmı
küreviyet : yuvarlaklık, dünyanın küre şeklinde olması
küreviyet-i arz : yerin (dünyanın) yuvarlaklığı
mukarenet : beraberlik, birliktelik
mukarin olma : beraber olma, bitişik bulunma
mutmain : şüphesiz, tam kanaatle inanma, tatmin olup huzura kavuşma
müdevveriyet-i arz : dünyanın yuvarlaklığı, yuvarlık oluşu
münkir-i küreviyet : dünyanın küre şeklinde olduğunu inkar eden, inanmayan
müşâhhat : münakaşa, çekişme
pervasız : korkusuz, çekinmeyen, cüretkâr
sadakat : bağlılık
sadîk-ı ahmak : çok bağlı ahmak dost
sair : diğer, başka
serir-i tedris : ders kürsüsü, eğitim divanı
şart : hükmün mahiyetini oluşturan temel esaslarla birlikte bulunması gereken şey; meselâ; nikah için şahitlerin bulunması şarttır, ancak şahitler olduğu halde nikah akdi yapılmayabilir
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi; İslâmiyet
târif-i şer’î : bir şeyin İslâm hukukuna göre tarifi, tanımı
tefsir : açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi açıklayan, yorumlayan kitap
tulû : güneşin doğması
ümmî : okuma yazma bilmeyen
arz : yer, dünya
ayn-ı kıble : kıblenin ta kendisi
burhan-ı aklî : güçlü ve sarsılmaz kesin delil
cârî : geçerli
cenup : güney
cezbe : Allah sevgisiyle kendinden geçer bir hâle gelme
delâil-i mücesseme-i musattaha : bir satıh hâline getirilmiş cismânî deliller (düz bir kâğıt üzerine şekli çizilmiş deliller)
divane : akılsız, deli
ecram-ı ulviye : yüksek gök cisimleri, yıldızlar
ferş : yerkürenin dışa bakan ve döşenen yüzü
feza-yı âlem : gökyüzü, uzay
garp : batı
gıtâ : örtü, perde, zar
hatt-ı şâkul : çekül doğrultusu; yer çekimi istikametinde yerin merkezine doğru uzanan hat
hayalât : hayaller
hülya : hayal
ibraz etmek : ortaya koymak, göstermek
iktida : uyma, tabi olma
kaide : kural, prensip
kanun-u İlâhî : Allah’ın koyduğu kanun
keşfolunma : (perde vs.) açılma, ortadan kalkma
küre : yerküre, dünya
küre-i arz : yer küre, dünya
lisan : dil
meczup : cezbeye kapılmış, kendinden geçmiş
mesele-i ûlâ : birinci mesele
mevlevî : Mevlânânın tarikatına mensup olan kimselerin Allah'ı zikrederken İlâhi aşkla dönmeleri gibi
mukavvesiyet : yay gibi kavisli ve eğri olma
muntazam : düzenli, intizamlı
musafaha etmek : sevgisini göstermek, el sıkışmak
müdevveriyet : yuvarlaklık
mümted : uzayan, uzanmış
müşahede : görme, gözlemleme
mütehayyile : hayal gücü
nazar : bakış, görüş, düşünce
nazm etmek : dizmek, tertip etmek, düzenlemek
nefs : bir kimsenin kendisi
nizam-ı hilkat-i âlem : kâinatın yaratılışındaki düzen
safbeste : saf bağlamış, sıra sıra dizilmiş
sakin : yaşayıp oturan, ikâmet eden
semavat : sema âlemleri, gökler
şark : doğu
şeriat-ı fıtriye-i İlâhiye : Allah’ın yaratılışa koyduğu ve bütün varlıkların tabi olduğu kanunlar, İlâhî yasalar
şimal : kuzey
şimendifer : tren
şuâ : ince ışık hüzmesi, ışın
şüzûz ve serkeşlik etmek : kural lara aykırı hareket edip başıbozukluk ve isyan içinde olma
tabakat : tabakalar, katmanlar
tasvir etmek : canlandırarak anlatmak, ifade etmek
tatbik etmek : uygulamak
tevatür : sağlam ellerden nakledilen doğru haber; bir meselede hemen herkesin aynı şeyi söyleyip parmak basması
tevsi-i zihin : zihni genişletme, anlayış ve kavrayış kabiliyetini yükseltme
umumen : bütünüyle
Yükleniyor...