Block title
Block content
Yedinci Mesele

Kur’ân’da zikrolunan,
1 دَحٰيهَا ve 2 سُطِحَتْ ve 3 فَرَشْنَاهَا ve 4 وَتَغْرُبُ الشَّمْسُ فِى عَيْنٍ حَمِئَةٍ ve emsalleri gibi, bazı ehl-i zahir, tağlit-i ezhan için onlarla temessük ederler. Lâkin müdafaaya biz muhtaç değiliz. Zira müfessirîn-i izâm, âyâtın zamâirindeki serâirleri izhar eylemişlerdir. Bize hacet bırakmamışlar, fakat bir ders-i ibret vermişler ve sermeşk yazmışlar.

وَلٰكِنْ بَكُوا قَبْلِى فَهَيَّجُوا لِى الْبُكَاءَ - وَهَيْهَاتَ ذُو رَحْمٍ يَرُقُّ لِبَكاَئِى 5

Malûmdur: Malûmu ilâm, bahusus müşâhed olursa, abestir. Demek, içinde bir nokta-i garabet lâzımdır—ta onu abesiyetten çıkarsın.

Eğer denilse: “Bakınız, nasıl arz, küreviyetiyle beraber musattaha ve size mehd olmuştur; denizin tasallutundan kurtulmuş.” Veyahut “Nasıl şems, istikrarla beraber tanzim-i maişetiniz için cereyan ediyor.” Veyahut “Nasıl binler seneyle uzak olan şems, ayn-ı hamiede gurub ediyor.” Maânî-i âyât kinayetten sarahate çıkmış oluyor. Evet, şu garabet noktaları, belâgat nükteleridir.
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Yeri yayıp döşedi.” Nâziât Sûresi, 79:30.
2 : “Yayılmış.” Gàşiye Sûresi, 88:20.
3 : “Yeri döşeyip düzenledik.” Zâriyât Sûresi, 51:48.
4 : “(Nihayet gün batısına vardı) ve güneşin hararetli ve çamurlu bir çeşme suyunda gurub ettiğini (gördü).” Kehf Sûresi, 18: 86.
5 : Fakat benden önce ağladılar, ağlamak için beni heyecana getirdiler. Benim ağıtlarıma acıyan merhamet sahipleri nerede?
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abes : anlamsız, faydasız
abesiyet : faydasız ve gayesiz oluş
arz : yer, dünya
ayn-ı hamie : çamurlu çeşme
azamet : büyüklük
bahusus : özellikle
A’rab-ı bedeviye : çölde yaşayan bedevi Arap
âyât : âyetler, deliler
bedevî : çölde yaşayan, göçebe
belâgat : sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
cibal : dağlar
daire-i ufuk : ufuk dairesi
ehl-i zahir : âyet ve hadislerin sadece lâfızlarına, şekil mânâlarına göre tefsir yapıp hüküm verenler
emsal : benzerler, akranlar
etraf-ı sema : semanın çevresi, tarafları, ufukları
evtad : direkler, kazıklar
faraza : varsayalım ki
fustat : kıldan yapılmış büyük çadır
hayalî : hayale dayalı
hayme : çadır
hikmet : gaye ve fayda; bilim ve felsefe
kasr-ı müşeyyed-i âlem : sağlam yapılmış âlem sarayı
keyfiyet-i vaziyet : duruş şekli
mahdud : sınırlanmış
mehd-i beşer : insanın beşiği
muhalefet : aykırı, zıt
müfessirîn-i izam : Kur'ân'ı yorumlayan büyük tefsirciler
münferit : tek başına, yalnız
müstakil : bağımsız, başlı başına
müşabehet : benzeme
müttehem etme : suçlama, suçlu sayma
rabian : dördüncü olarak
rapt olunma : bağlanma
sakf-ı merfû : yükseltilmiş dam, tavan
sath-ı arz : yeryüzü, dünya
sema : gök
silsile : zincir, sıra, dizi
silsile-i cibal : dağ silsilesi, sıra dağlar
tabaka-i türabiye : toprak tabakası
tabiat-ı hayal : hayâlin tabiatı, yapısı
tağlit-i ezhan : zihinleri yanıltma, zihinleri yanılgıya düşürme
tahallül etme : araya girme
tahayyül : hayal etme
tahyil : akla getirme, zihinde canlandırma
tasvir : resimleme, canlandırarak anlatma, ifade etme
tecerrüd : soyutlanma, yalnız kalma
temaşa : bakma, seyretme
temessük : sarılma, tutunma, yapışma
temessül : görünme, belirme
tevehhüm : olmayan bir şeyi var sayma
vaz’ : koyma, yerleştirme
vech-i münâsebet ve müşâhebet : irtibat ve benzerlik yönü
zamâirindeki serâir : içlerindeki sırlar, gizemler
zikrolunmak : anılmak, belirtilmek
belâgat : sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
cereyan : akım, hareket; dönüş
cüz’î : az, ferdî, küçük
delâlet : delil olma, gösterme
ders-i ibret : ibret dersi
ehl-i zahir : âyet ve hadislerin sadece lâfızlarına, şekil mânâlarına göre tefsir yapıp hüküm verenler
garabet : gariplik; hayret vericilik
gurub etme : batma
hacet : ihtiyaç
heyhat : yazık, çok yazık
heyse-beyse : öyle mi, böyle mi? diye tereddüt etmek
hüsn-ü küllî : bütün fertleri içine alan kapsamlı, şümullü güzellik
ihata etmek : kuşatmak, kapsamak
iltibas etmek : birbirine benzeyen şeyleri karıştırma, birisini öteki zannetme
imkânât : olması imkân dahilinde olanlar
imkân-ı zâtî : olması mümkün olan iş, bir şeyin aslen mümkün olması
istikrar : yerleşik ve sabit olma, kararlılık
izhar : ortaya koyma, açıklayıp gösterme
kinayet : bir sözü gerçek mânâsına da gelebilecek şekilde, onun dışında başka bir mânâda kullanma san’atı
kudret-i İlâhiye : Allah’ın sonsuz güç ve iktidarı
küreviyet : yuvarlaklık, küre şeklinde olma
liyakat : lâyık olma
maânî-i âyât : âyetlerin mânâları, anlamları
malûmu ilâm : bilineni bildirmek
mehd : beşik, yatak, döşek
miskin : uyuşuk, tembel, zavallı
musattaha : düzeltilmiş, yayılmış
müşâhed : görülen, seyredilen
nokta-i garabet : hayret verici nokta
nükte : ince anlamlı söz
sarahat : açıklık
sermeşk : temrin yazısı; alıştırma için hazırlanmış yazı örneği
şems : güneş
tanzim-i maişet : hayatın düzenlenmesi
tasallut : hüküm ve hakimiyeti altına girme
tevehhüm : zan, kuruntu yapmak
ukûl : akıllar
vaki olmak : meydana gelmek, gerçekleşmek
varta : uçurum, yar, bataklık
vukuât : bizzat gerçekleşmiş hadiseler, olaylar
yakîn-i ilmî : kesin ve sağlam bilgi
zira’ : bir ölçü birimi; kol uzunluğu, bir kolun dirseğinden orta parmak ucuna kadar olan uzunluk ölçüsü; takriben 75–90 cm.
Yükleniyor...