Block title
Block content
Salisen: Şemsin müstakarrı denilen tahtırevanıyla ve seyyarat denilen asakir-i seyyaresiyle göçüp sahrâ-yı âlemde seyr ü seferi, mukteza-yı hikmet görünüyor. Zira kudret-i İlâhiye herşeyi hayy ve müteharrik kılmıştır ve sükûn-u mutlakla hiçbir şeyi mahkûm etmemiştir. Mevtin biraderi ve ademin ammizadesi olan atâlet-i mutlakla, rahmeti bırakmamış ki kaydedilsin. Öyleyse, şems de hürdür. Kanun-u İlâhiye itaat etmek şartıyla serbesttir, gezebilir. Fakat başkasının hürriyetini bozmamak gerektir ve şarttır. Evet, şems, emr-i İlâhîye temessül eden ve herbir hareketini meşiet-i İlâhiyeye tatbik eden bir çöl paşasıdır.

Evet, cereyan hakikî ve zâtî olduğu gibi a’razî ve hissî de olabilir. Nasıl hakikîdir, öyle de mecazîdir. Bu mecazın menarı 1 تَجْرِى ’dir. Üslûbun ukde-i hayatiyesine telvih eden lâfız 2 لِمُسْتَقَرٍّ dir.

Elhasıl: Maksad-ı İlâhîsi, nizam ve intizamı göstermektir. Nizam ise, şems gibi parlıyor. 3 كُلِ الْعَسَلَ وَلاَ تَسَلْ kaidesine binaen, nizamı intaç eden harekete şems veyahut deveran-ı arz, hangisi olursa olsun, asıl maksadı ihlâl etmediği için, sebeb-i aslînin taharrîsine mecbur değiliz. Meselâ, قَالَ ’nin elif’iyle hıffet hâsıldır. Aslı ne olursa olsun, vav’a bedel kaf dahi olsa fark etmez. Yine elif, elif ve hafiftir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Akıp gider... Yâsin Sûresi, 36:38.
2 : Yörüngesinde... Yâsin Sûresi, 36:38.
3 : Balı ye, kaynağını sorma.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

a’razî : bir şeye zorunluluk sonucu bağlı olmayan, onun özünde bulunmayan şey, ilinek; hareket ve koku gibi
adem : hiçlik, yokluk
ammizade : amca oğlu
asakir-i seyyare : gezegen denen askerler
atâlet-i mutlak : mutlak tembellik, işsizlik
bedel : karşılık
binaen : -dayanarak
birader : kardeş
cereyan : akım, dönüş, hareket, gidiş
deveran-ı arz : dünyanın dönüşü
elhasıl : kısaca, özetle
elif : Arap alfabesinin ilk harfi
emr-i İlâhî : Allah’ın emri
hâsıl : meydana gelen
hayy : diri, canlı
hıffet : hafiflik; kolaylık; Arapça'da kural olarak teleffuzu dile ağır gelen lâfızların kurallar çerçevesinde düzenlenerek kolaylık sağlama; Meselâ, kàle fiilinin aslı "kavele" dir. Ancak söylemesi dile ağır geldiği için "vav" harfi "elif"e çevrilerek kàle denmiştir
hissî : maddî, his ile, duygu ile ilgili
ihlâl etmek : bozmak, karıştırmak
intaç eden : sonuç veren
intizam : düzenlilik
kaf : Arap alfabesinde bir harf
kaide : düstur, prensip
kanun-u İlâhi : İlâhî kanun, İlâhî irade
kudret-i İlâhiye : Allah’ın sonsuz güç ve iktidarı
lâfız : ifade, kelime
maksad-ı İlâhî : İlâhî maksad
mecaz : asıl mânâsının anlaşılmasına engel teşkil eden bir karineyle (işaretle) beraber, bir münasebetten dolayı, asıl konulduğu mânânın dışında kullanılan lâfız (mecaz)
menar : aydınlık yeri, ışık yeri
meşiet-i İlâhiye : Allah’ın dilemesi, iradesi
mevt : ölüm
mukteza-yı hikmet : Allah’ın hikmetinin iktizası, gereği
müstakarr : yörünge
müteharrik : hareketli
nizam : düzen, kanun
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan
sahrâ-yı âlem : kâinat çölü
salisen : üçüncü olarak
sebeb-i aslî : gerçek sebep
seyr ü sefer : yolculuk
seyyarat : gezegenler
sükûn-u mutlak : mutlak hareketsizlik, durgunluk
şems : güneş
taharrî : araştırma, inceleme
tahtırevan : deve, fil, at vb. hayvanlara yüklenerek veya omuzlarda taşınan üstü örtülü taşıma aracı
telvih : kinaye yoluyla işaret etme; asıl mânâ ile kinâye yoluyla kastedilen mânâ arasındaki vasıtaların çok olması durumu
temessül etme : yansıtma, ayna olma; iktida etme, uyma
ukde-i hayatiye : hayat düğümü, çekirdeği
üslûb : ifade tarzı
vav : Arap alfabesinde bir harf
zatî : kendine ait, kendiliğinden
Yükleniyor...