Block title
Block content
İkinci Mesele

Kelâmın hayatlanması ve neşvüneması, mânâların tecessümüyle ve cemâdâta nefh-i ruh etmekle bir mükâleme ve mubâhaseyi içlerine atmaktır. Şöyle:

“Deveran” ile tabir olunan, vücutta ve ademde iki şeyin mukarenetiyle biri ötekisine illet ve me’haz ve menşe zannolunması olan itikad-ı örfî üzerine müesses olan mağlâta-i vehmiye üstüne mebnî olan, kuvve-i hayalden neş’et eden sihr-i beyanıyla, sehhar gibi cemâdâtı hayatlandırır, birbiriyle söyletir. İçlerine ya adaveti veya muhabbeti atar. Hem de mânâları tecessüm ettirir, hayat verir, içinde hararet-i gariziyeyi derc eder.

Eğer istersen, gürültülü menzil ıtlakına şâyeste olan bu beyte gir:

يُنَاجِنِى اْلاِخْلاَفُ مِنْ تَحْتِ مَطْلِهِ - وَتَخْتَصِمُ اْلاٰماَلُ وَالْيأْسُ فِى صَدْرِى

Yani, “Mumâtala-i hak perdesi altında hulfü’l-va’d benimle konuşuyor. Der: Aldanma! Onun için, sînemde ümitlerim yeis ile kavgaya başladılar; o mütezelzil hane olan sadrımı harap ediyorlar.” Göreceksin, nasıl şâir-i sâhir emel ve ye’si tecsim etmekle hayatlandırarak, nemmâm olan ihlâfın fitnesiyle bir muharebe ve muhasamayı temsil eyledi. Güya sinematoğraf gibi bu beyit senin aklına rüya görünüyor. Evet, bu sihr-i beyanî bir nevi tenvim eder.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adavet : düşmanlık
adem : hiçlik, yokluk
beyit : iki mısradan oluşan şiir
cemâdât : cansız olan şeyler
derc etmek : içine yerleştirmek
deveran : iktiran; birinin diğerine illet ve sebep zannedilerek iki şeyin devamlı bir surette beraber var veya yok olmasını sanma
emel : ümit
fitne : bozgunculuk, ara bozma
hâlet : durum, hâl
hararet-i gariziye : hayat veren, canlandıran sıcaklık
hulfü’l-va’d : sözünden dönme
ıtlak : deme, denilme, isimlendirme, tabir etme
ihlâf : sözden dönme, yalan söyleme
illet : esas sebep
itikad-ı örfî : geleneksel inanç
kelâm : ifade, söz
kuvve-i hayal : hayal gücü
mağlâta-i vehmiye : vehmin, insana var olmayanı var göstererek yanıltması, yanılgıya düşürmesi
mahbub : sevgili, sevilen
me’haz : kaynak; bir şeyin alındığı yer
mebnî : bina edilmiş, kurulu
menşe : bir şeyin çıkış yeri, kaynak, esas, kök
menzil : durak, yer, mekân
muâşaka : birbirine âşık olma
mubâhase : konuşma
muhabbet : sevgi
muharebe : savaşma, harp etme
muhasama : iki taraf arasındaki düşmanlık
mukarenet : beraberlik, bir arada bulunma
mumâtalâ-i hak : hak, borç vs. yerine getirmeme ve ödemeyi erteleme, tecil etme
müesses : kurulmuş, tesis edilmiş
mükâleme : karşılıklı konuşma
mütezelzil : deprenen, sarsılan
nefh-i ruh etme : ruh üfleme, hayat verme
nemmâm : ara bozan, söz taşıyan, bozguncu
neş’et etme : doğma, meydana gelme
neşvünema : büyüyüp gelişme
nevi : çeşit
sadr : göğüs, sîne
sehab : bulut
sehhar : sihirbaz, büyücü
sihr-i beyan/sihr-i beyanî : açıklama ve anlatımın sihri, etki ve tesir gücü
sîne : göğüs, kalb
sinematoğraf : sinema, sinema makinesi
şair-i sâhir : büyüleyici söz söyleyen şair
şâyeste : yaraşır, uygun, lâyık
şekva : şikayet
tahyil etme : hayale getirtme, hayal ettirme
tecessüm : cisimleşme, maddî yapıya bürünme
tecsim : cisimlendirme, vücud verme
temsil eylemek : canlandırmak, sahnelemek
tenvim : uyutma, uyuşturma
teşekkî etmek : şikâyet etmek
vücut : varlık
yeis/ye’s : ümitsizlik
Yükleniyor...