Block title
Block content
Nasıl ki, “şeyi zıddından in’ikâs ettirmek” olan kaide-i beyâniyeye binaen, tehvil ve tahvif için azabın bir parçasının derece-i tesirini göstermek istediğinden, kıllet olan esas-ı maksada, nasıl kelâmın her tarafı elini oraya uzatıp kuvvet veriyor. Şöyle:1 اِنْ lâfzındaki teşkik ile tahfif; ve مَسَّتْ’deki yalnız temas; ve نَفْحَةٌ maddesinde ve sîgasında ve tenkirindeki taklil ve tahkir; ve مِنْ’deki teb’iz; ve nekâle bedel عَذَابٌ zikrindeki tehvin; ve رَبِّكَ’deki îmâ-i rahmet, umumen taklili göstermekle, azabı nihayet derecede ta’zîm ve tehvil eder. Zira azı böyle olursa, çoğundan Allah esirgesin!

Tenbih

Bu sana sermeşktir; yazabilirsen meşk et. Zira bütün âyât-ı Kur’âniye bu intizam ve tenasüp ve hüsne mazhardırlar. Fakat makasıd bazan mütedâhilen müteselsildir. Herbirinin tevabii ötekiyle mukarin olur, fakat muhtelit olmaz. Dikkat etmek gerektir. Zira nazar-ı sathî böyle yerlerde çok halt eder.
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : اِنْ şayet مَسَّتْ hafifçe; نَفْحَةٌ küçük bir esinti, bir üfürük; مِنْ ...dan عَذَابٌ az bir azap; رَبِّكَ Rabbin.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

elhasıl : kısaca, özetle
esas-ı maksad : maksadın esası
ezcümle : meselâ, örneğin
hüsün : güzellik (suret güzelliği)
îmâ-i rahmet : rahmete işaret etme, üstü kapalı olarak rahmeti gösterme
in’ikâs : yansıma, aksetme
intizam : disiplin, düzenlilik
istimdad : yardım dileme, isteme
kaide-i beyâniye : belâgat ilminin bir dalı olan ve teşbih, istiâre, mecaz, kinâye gibi konuları ele alan beyân ilminin bir kuralı
kalâk : endişe, sıkıntı, huzursuzluk
kelâm : ifade, söz (âyet-i kerimeler)
kıllet : azlık
kuyûdât : kayıtlar; bir sözün bütününü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla bunların sarf ve nahiv (dilbilgisi) yönünden özellikleri; meselâ, erkeklik-dişilik, belirlilik-belirsizlik, isim-sıfat gibi
lâfz : söz, kelime
müşevveş : dağınık, karışık, düzensiz
nazar-ı akıl : akıl gözü; aklın görüşü, kavraması
nekâl : şiddetli ceza, şiddetli azap
neş’et etmek : doğmak, meydana gelmek
Rabb-i İzzet : izzet, şeref ve yücelik sahibi olan Allah
sîga : kip
suret-i garaz : gaye ve maksadın resmi, görüntüsü
şebeke : ağ
tahfif : hafifletme, azaltma
tahkir : küçültme
tahvif : korkutmak, sakındırmak
taklil : azaltma, azaltılma
teavün : yardımlaşma, dayanışma
teb’iz : tamamını değil de bazısını, bir kısmını gösterme
tecavüb : birbirinin ihtiyacına cevap verme
teemmül : düşünme, inceden inceye araştırma
tehvil : dehşetli göstermek, korkutmak
tehvin : hafifleştirme, hafif gösterme
tenasüp : uygunluk, ahenk
tenkir : belirsiz kılma
tersim olunan : resimlenen
teşkik : şüphede bırakma
tevellüd : doğma, meydana gelme
timsal : görüntü, nümune, örnek
umumen : bütünüyle
zenav : havuz, suların biriktiği yer
âyât-ı Kur’âniye : Kur’ân âyetleri
belâğat : düzgün, kusursuz şekilde hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme
cevanib : cihetler, yönler, taraflar
çal at : çevik at
esâlîb : üslûplar, ifade biçimleri
garaz : gaye, maksat
gubar : toz
halt etme : karıştırma
hayâlât : hayaller
hüsn : güzellik
ihtizaz : sarsmak, titretmek, harekete geçirmek
intizam : düzen, âhenk
istihsan : beğenme, güzel bulma
işârât : işaretler
kast : bilerek ve isteyerek yapma, maksat
kelâm : ifade, söz
levazım : gerekli olan şeyler; bir bütünden asla ayrılmayan, bir işte beraber bulunması gerekli şeyler
makasıd : maksatlar, gayeler, hedefler
mazhar : ayna; yansıma ve görünme yeri
mes’ul : sorumlu
mesaib-i dehr : zamanın musibetleri, felâket ve güçlükleri
meşk : uzun uzun yazma, uzatma
muhtelit olma : karışma
mukarin : beraber bulunan, bir arada olan
müstetbeât : çağrışımlar; söze tabi olan mânâlar; telvih ve telmih yoluyla işaret edilen mânâlar gibi
mütedâhil : birbirine geçen, birbirine geçmiş, iç içe geçmiş olan
mütekellim : konuşan
müteselsil : zincirleme, birbirine bağlı
nazar-ı sathî : yüzeysel bakış
nazenin : ince, duyarlı, nazlı
nefs-i maksad : maksadın kendisi, aynısı
sâkit : suskun, susan
sermeşk : temrin yazısı; alıştırma için hazırlanmış yazı örneği
suret-i terkip : diziliş tarzı, şekli
şayan : lâyık, yaraşır
ta’zîm : büyük gösterme, büyütme
taklil : azaltma, azaltılma
talep : istek
tasarruf : dilediği gibi kullanma ve yönetme
tehvil : korkutma, korku ve dehşete düşürme
tehyiç etme : heyecanlandırma, heyecana getirme, çoşkunluk verme
telmih : bir ibarede geçmeyen bir kıssaya, fıkraya, atasözüne veya meşhur bir şiire, bir söze işaret etme
telmihât : telmihler
temaşa : seyretme, görme
tenasüp : uygunluk, uyumlu ve ahenkli olma
tenezzüh etmek : gezmek
tevabi : tâbi, bağlı olanlar, uyanlar
vüs’at : genişlik
Yükleniyor...