Block title
Block content
Hem o mübarek zâtın işaretiyle iki tılsım bulmuş, kalb ve lisânına takmış. Eğer güzelce istimal etse, o müthiş arslan, musahhar bir ata döner ve ona biner, bir Kerîm-i Rahîmin ziyafetine gider. O darağacının ipi dahi, seyir ve tenezzühe âlet ve salıncak olur.

Hâlbuki, şeytan, onu sarhoş etmek ister. O müthiş vaziyette iken, şeytan-ı insî o adama der ki: “Bırak bu tılsımları, at bu ilâçları, gel keyf edelim. Beraber oynayalım. Şu lezaiz ve güzel sûretlerden istifade edelim, ömrümüzü hoş geçirelim.”

Diğer mübarek zât kendine diyor ki: “Ey çare-i necatı bulmuş musibetzede adam! Şu boşboğaza de ki: İlâçların hıfzı ve tılsımların muhafazası lâzım. Kerîm-i Rahîmin müsaade ettiği daire-i meşrua keyfime kâfi, lezzet-i hayatıma vâfidir. Hem hakikî lezzet ve saadet şu daire haricinde mümkün değildir.

“Hem de ki: Bu ölüm arslanını öldürmek ve firak ve zevali izale etmek ve acz ve fakr yaralarını beşerden kaldırmak çaresini bulmuşsan, yani dünyayı Cennete ve arz-ı fâniyeyi arz-ı bakiyeye tebdil ve acz-ı mutlak-ı beşeriyi bir iktidar-ı mutlakaya tahvil ve nihayetsiz fakr-ı beşeriyi bir gına-yı mutlakaya kalb etmek çaresi varsa, söyle dinleyelim. Yoksa çare-i necatını bırakıp sana aldanacak, senin gibi bir sarhoş lazım ki, gülmeyi ağlamaktan, bekayı fenadan, derdi dermandan, hevâhüdâdan fark ve temyiz etmez olsun. Ben ise, o mübarek zâtın sözünü dinlerim. 1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ der, tılsım ve ilâçları hıfzederim ve hırz-ı can ederim.”

Eğer şu temsilin sırrını anlayıp hakikatin sûretini görmek istersen, dinle: Şu dalâlet-âlûd ve sefahetperver medeniyetin şakirtleri ve idlâl edici sakîm felsefenin talebeleri, acip ihtirasat ve pek garip tefer’unlukla sarhoş olmuşlar. Sonra gelip, desiselerle, Müslümanları, ecnebîlerin âdâtına davet ve terk-i şeair i İslâmiyeye teşvik ediyorlar. Hâlbuki, her şeairde nur-u İslâma bir şuur ve bir iş’ar vardır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir (koruyucu sahiptir).” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : âcizlik, güçsüzlük
acz-ı mutlak-ı beşer : insanın sınırsız, son derece güçsüzlüğü
arz-ı bakiye : devamlı, kalıcı yer; âhiret yurdu
arz-ı fâniye : gelip geçici yer, dünya
bekà : kalıcılık, devamlılık
beşer : insan
çare-i necat : kurtuluş çaresi
daire-i meşrûâ : dinin uygun gördüğü helâl daire
dalâlet-âlûd : inkâr ve sapıklıkla dolu
derman : güç; kurtuluş sebebi
fakr : fakirlik, muhtaçlık
fakr-ı beşer : insanın ihtiyaç sahibi olması
fena : geçicilik, ölümlülük
firak : ayrılık
gına-yı mutlaka : sınırsız zenginlik
hakikat : asıl, gerçek, doğru
hakikî : gerçek, asıl
hevâ : faydasız ve gelip geçici arzular
hıfz : koruma, muhafaza etme
hırz-ı can etmek : bağrına basıp canı gibi korumak
hüdâ : hidayet, doğru yol
idlâl : doğru yoldan çıkarma, saptırma
iktidar-ı mutlaka : sınırsız güç ve kudret
istimal etmek : kullanmak
izale etmek : yok etmek, ortadan kaldırmak
kâfi : yeterli
kalb etmek : dönüştürmek
Kerîm-i Rahîm : sonsuz ikram ve ihsan sahibi, pek merhametli olan Allah
lezaiz : lezzetler
lezzet-i hayat : hayatın zevk ve lezzeti
lisân : dil
musahhar : emre hazır, emre boyun eğen
musibetzede : belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse
nihayetsiz : sınırsız, sonsuz
saadet : mutluluk
sakîm : hastalıklı, hasta
sefahetperver : yasak zevk ve eğlenceyi çokça seven
sûret : çıplak resim, çıplak fotoğraf
şakirt : öğrenci
şeytan-ı insî : insî şeytan; insan türünden olan şeytan
tahvil : dönüştürme
tebdil : değiştirme
temsil : analoji, kıyaslama tarzında benzetme
temyiz etmek : ayırd etmek
tenezzüh : gezinti
tılsım : herkesin kolayca çözemeyeceği sır, gizem, gizli gerçek
vâfi : yeterli, elverişli, uygun
zeval : gelip geçicilik, yok oluş, sona erme
Yükleniyor...