Block title
Block content
Ey Said-i şakî! Misâli anladınsa dinle: Sen o nefersin. Salât ve ibadatın, tâlimattır. Terk-i kebairle, nefis ve şeytanla mücaheden harptir. Senin vazife-i fıtratın budur. Fakat, Cenâb-ı Hak, senin vazifende muvaffık ve muindir.

Amma, rızkın ve hayatın idamesi, emval ve evlâdın muhafazası, Hâlıkına aittir. Fakat bazan seni şu vazifede istihdam eder ki, hazain-i rahmetinin kapılarını kavl ve hâl ve fiil ve sualle dakk-ı bab etmek ile ubudiyet sûretinde hizmet edersin.

Hem, nimetlerinin matbahlarına vasıl edecek yollarda sülûk etmekle seni istimal eder. Ta ki, ya istidat veya ihtiyaç veya fiil veya kal lisânıyla, sen, kaderle tâyin olunan tayınatını ve levazımatını alasın. Bununla beraber, ne derece bir cehle düştüğünü anla ki, ihtiyarsız ve iktidarsız olduğun tufuliyet zamanında en leziz rızkı sana ve hem rızkını tedarik edemeyen bütün zayıf hayvanlara erzaklarını ihsan eden Rezzak-ı Hakikîyi itham ediyorsun ki, ol Rezzak her bir duayı işitir ve her bir hacatı bilir ve her birşeye kudreti erişir. Öyle bir ganidir ki, yeryüzünü, yaz zamanında, zîhayat olan misafirlerine bir matbaha-i Rabbaniye yapar ki, her bir bostan bir kazandır. Ve her bir müsmir meyveli ağaç, bir kaptır. Bütün onları, feyiz ve rahmetinden, et’ime-i lezize ile doldurur. İncecik sicim gibi iplerle indirip bizlere ikram ediyor.

Madem iş böyledir; vazife-i asliyeni yaptıktan sonra, seni istimal ettiği vakit, Onun hesabıyla çalış, Onun namıyla başla. İzin verdiği dairede amel et. Eğer vazife-i asliyen olan ubudiyetle vazife-i ârıziye muaraza etseler, sen vazifene bak. Ötekini, sahib-i hakikî olan Cenâb-ı Hakka tefviz et. Ve نِعْمَ الْمَوْلىَ وَنِعْمَ النَّصِيرُ 2 , حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ 1 de.
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir (koruyucu sahiptir).” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.
2 : “O ne güzel sâhip ve O ne güzel yardımcıdır.” Enfâl Sûresi, 8:40.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âsi : isyan eden, başkaldıran
cehil : cahillik, bilgisizlik
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cihad : mücadele, gayret, çaba; kutsal değerler uğrunda düşmanla savaşma
dakk-ı bab etmek : kapıyı vurmak, kapıyı çalmak
darb edilmek : dövülmek
amel etmek : iş görmek, davranmak
bostan : bahçe, tarla
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
et’ime-i lezize : lezzetli nimetler
feyiz : bereket, bolluk
istimal etmek : kullanmak
muâraza etmek : birbiriyle çelişmek, birbirine engel olmak, zıtlaşmak
müsmir : meyveli, verimli
nam : ad
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan
sahib-i hakikî : gerçek sahip; Allah
tefviz : havale etmek, (Ona) bırakmak
ubudiyet : kulluk, ibadet
vazife-i ârıziye : temel görevin dışında kalan başka görev, vazife
vazife-i asliye : temel vazife, asıl görev
emval : mallar
erzak : rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler
Ganî : sınırsız zenginlik sahibi olan Allah
hâcat : ihtiyaçlar
Hâlık : Yaratıcı; herşeyi yaratan Allah
hazâin-i rahmet : Allah’ın rahmet hazineleri
ibadat : ibadetler
idame : devam ettirme
ihsan etmek : ikram etmek, bağışlamak
ihtiyarsız : iradesiz
iktidar : güç, kudret
istidat : yetenek
istihdam etmek : çalıştırmak
istimal etmek : kullanmak
iştigal etmek : meşgul olmak, uğraşmak
itham etmek : suçlamak
kader : Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması
kal : söz, sözlü ifade
kavl : söz
kudret : Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
levazımat : gerekli olan şeyler, ihtiyaçlar
lisân : dil
matbah : mutfak
matbaha-i Rabbaniye : her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren ve onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın mutfağı
misâl : örnek
muhafaza : koruma
muin : yardımcı
muvaffık : muvaffak eden, başarı ihsan eden
mücahede : cihad etme, mücadele
nefer : asker, er
nefis : bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
nimet : iyilik, lütuf, ihsan
Rezzâk : bütün varlıkların rızıklarını bol bir şekilde tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah
Rezzâk-ı Hakikî : gerçek rızık verici olan Allah
rızık : Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler
Said-i şakî : “isyan eden günahkâr Said!” anlamında tevazu ifadesi
salât : namaz, dua
sual : isteme
sûret : biçim, şekil
sülûk etmek : gitmek
şakî : haydut, yol kesici
talim : eğitim-öğretim
talimat : eğitim-öğretim, bildiriler, emirler
tânif : şiddet ve katı muamele uygulama
tayınat : erzak, yiyecekler
tayin etmek : belirlemek
tedarik : elde etme
tedip edilmek : cezalandırılmak
terk-i kebair : büyük günahları terketme
tezyif olunma : küçük düşürülme
tufuliyet : tıfıllık, çocukluk
ubudiyet : kulluk, ibadet
vasıl etmek : ulaştırmak
vazife-i asliye : asıl görev, temel vazife
vazife-i fıtrat : yaratılış görevi
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zira : çünkü
Yükleniyor...