Block title
Block content
İşte, bu yolda, baştan başa hâl bu minval üzere gidiyor. Her taraftan sürur ve şenlik sadası geliyor. Bir taraftan sürur içinde tahşidat-ı askeriye tekbir ve tehlil ile başlamış. Evet, hayvanat cinsindeki bütün tevellüdat, tahşidata benzer. Diğer taraftan yine sürurla terhisat-ı askeriye bir velvele-i tekbir ve teşekkür içinde başlamış. Evet, zîhayat cinsindeki bütün vefiyat bu terhisata benzer.

İşte Kur’ân-ı Hakîm, beşere böyle bir hediye getirmiştir. Eğer beşer bu hediyeyi kabul edip güzelce istimal etse, hayat-ı dünyevîde cennet-i mâneviyeyi andıran bu ikinci yoldan gidecektir. Ne geçmişten hüzün eder ve ne de gelecekten havf ve perva eder.

Ey Avrupa! Evvelki cehennemî yol, senin açtığın yol olduğu, senin desatirinle sabittir. Çünkü, senin nazarında hayatın düsturu, “Her zîhayat kendi nefsine maliktir ve kendi zâtı için çalışır, lezzeti için say’eder; bir hakk-ı hayatı vardır. Hayatının gayesi kendisine aittir” dersin. Ve “Netice-i himmeti, hıfz-ı bekà ve temin-i hayata münhasırdır. Ve kuvvetine güvenmelidir. Zira, medâr-ı hayat olan, düstur-u cidaldir. Belki hayat cidaldir” diye hükmediyorsun. Daha bunlar gibi çok esasat-ı bâtıla ile beşeri evvelki yola sevk ettin. Acaba, medar-ı hayat olan düstur-u teavün ezharun mine’ş-şems (güneşten daha zahir) olduğu hâlde, nasıl kör oldun, görmüyorsun? Evet, şems ve kamerden tut, ta nebatatın, hayvanatın imdadına; ve hayvanatın, insanların imdadına; ve mevadd-ı gıdaiyenin, semeratın imdadına; hatta taamın zerratı, hüceyrat-ı bedenin tegaddîsi için kemâl-i intizamla koşmaları, bir Rabb-i Kerîmin emriyle bir vazife-i muavenet ve teavün ve uhuvvet olduğunu ve kavînin zaife musahhariyeti olduğunu, kör olmayan görür.

Amma, düstur-u cidal ise, bir kısım hayvanat-ı zâlimenin sû-i istimallerinden neş’et eden bir düstur-u cüz’î gayr-ı fıtrîdir. Mesela, âkilüllâhm canavarların vazifeleri, sıhhiye neferleri gibi hayvanatın cenazelerini toplamak, ber ve bahrin yüzünü temizlemektir. Onların, sağ olan hayvanları yemeleri, sû-i istimaldir, gayr-ı meşrûdur; cezasını çekeceklerdir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âkilüllâhm : etle beslenen, etobur
ber ve bahr : kara ve deniz
beşer : insan, insanlık
cehennemî : cehennem gibi azap ve sıkıntı veren
cennet-i mâneviye : mânevî cennet, dünya hayatının bir nev’i cennet gibi mutluluk kaynağı olması
ameliyat-ı cerrahiye : cerrahî müdahele, ameliyat işlemi
bâtınen : iç yüz açısından
bîçare : çaresiz
çendan : gerçi, her ne kadar
ehl-i gaflet ve dalâlet : gerçeklerden habersiz ve doğru yoldan sapmış kimseler
eşya : şeyler
haysiyet : itibar, şeref, değer
hayvanat : hayvanlar, canlılar
himaye : koruma
külfet : yük, ağırlık
libas : elbise
memur : görevli
menzil : yer, mekân, durak
mes’uliyet : sorumluluk, yükümlülük
mesrur : sevinçli, mutlu
mevt : ölüm
minval : biçim, yol, tarz
mîrî : devlete ait, devlet malı
muhafaza : koruma
mukabil : karşılık
musibet : belâ, sıkıntı, felâket
müdafaa etmek : savunmak
mükâfat : ödül
nazarında : gözünde, bakışında
nefer : asker, er
sada : ses
sürur : mutluluk, sevinç
tahşidat : yığınak yapma, birşeyin üzerinde fazla durma
tahşidat-ı askeriye : askerî yığınak
tehlil : “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur” mânâsındaki “lâ ilâhe illallah” sözünü söylemek
tekbir : “Allah en büyüktür, uludur” mânâsında “Allahu Ekber” demek
terhis olunan : görevi sona eren
terhis tezkeresi : vazifenin sona erdiğini gösteren belge
terhisat : görevlerin sona ermesi
terhisat-ı askeriye : görevi tamamlanan askerlere terhis tezkeresi vererek serbest bırakma işlemleri
tevellüdat : doğumlar
tilmiz-i Avrupa : Avrupa öğrencisi; Batı felsefesinden ders alan, hayata bu gözle bakan öğrenci
ülfet etmek : alışmak
vatan-ı aslî : asıl vatan
vefiyat : vefatlar, ölümler
velvele-i tekbir ve teşekkür : “Allahu Ekber” ve teşekkür sesleriyle yapılan şenlik
zâbit : subay
zahiren : dış görünüş itibariyle
zâlim : zulmeden, acımasız
zîhayat : canlı, hayat sahibi, canlılar
zira : çünkü
cidal : mücadele, kavga
desatir : prensipler, kurallar
düstur : kâide, kural
düstur-u cidal : kavga, savaş, mücadele prensibi; hayatın bir mücadeleden ibaret olduğunu ifade eden kural ve kanun
düstur-u cüz’î : bireysel kural; cüz’î ve sınırlı bir alanda geçerli olan kanun
düstur-u teavün : yardımlaşma kanunu; her varlığın birbirleriyle dayanışma ve yardımlaşma içinde olduğunu ifade eden kanun
esasat-ı bâtıla : batıl temeller
gayr-ı fıtrî : yaratılışa ait olmayan, doğallık dışı
gayr-ı meşrû : helâl olmayan
hakk-ı hayat : yaşama hakkı
havf ve perva etme : korkma ve çekinme
hayat-ı dünyevî : dünya hayatı
hayvanat : hayvanlar, canlılar
hayvanat-ı zâlime : güçsüz ve zayıflara zulmeden hayvanlar, zâlim hayvanlar
hıfz-ı bekà : kalıcılığı, devamlılığı koruma; varlığını koruyarak devam ettirme
hüceyrat-ı beden : beden hücreleri
hüzün etme : üzülme
imdat : yardım
istimal etmek : kullanmak
kamer : ay
kavî : güçlü, kuvvetli
kemâl-i intizam : mükemmel ve eşsiz bir şekilde işleyen düzen
kendi nefsi : kendi zâtı, kendisi
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet, mu’cize ve faydalar bulunan Kur’ân
mâlik : sahip
medâr-ı hayat : hayat dayanağı, yaşamın dayanak noktası
mevadd-ı gıdaiye : gıda maddeleri
musahhariyet : boyun eğmişlik; emri altına girme
münhasır : sadece birşeyle sınırlı, yalnız birşeye ait
nazarında : gözünde
nebatat : bitkiler
neş’et eden : doğan, ortaya çıkan
netice-i himmet : ciddî bir gayret ve çalışmayla elde edilen netice, sonuç
Rabb-i Kerîm : her bir varlığı terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran, sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah
say’ etmek : çalışmak
semerat : meyveler
sevk etmek : yöneltmek
sıhhiye neferi : sağlık görevlisi
sû-i istimal : birşeyi kötüye kullanma
sû-i istimal : kötüye kullanma
şems : güneş
taam : gıda, yiyecek
teavün : yardımlaşma
tegaddî : beslenme
temin-i hayat : hayatın devamını temin etme; yaşamı rahatlatacak vesileleri, araç ve gereçleri elde etme
uhuvvet : kardeşlik
vazife-i muavenet : yardımlaşma görevi
zahir : açık, görünen
zaife : zayıf
zerrat : zerreler, atomlar
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zira : çünkü
Yükleniyor...