Block title
Block content
Şimdi, senin felsefen tilmizleriyle Kur’ân-ı Hakîmin tilmizlerinin muvazenelerine bak:

Senin hâlis tilmizin, bir firavundur. Fakat, menfaati için en hasis birşeye de ibadet eder bir firavun-u zelildir. Her nâfi şeyi kendine rab tanır.

Kur’ân’ın hâlis tilmizi ise abddir. Fakat âzam-ı mahlûkata da ibadete tenezzül etmez. Ve âzam-ı menfaat olan Cenneti, gaye-i ibadet kabul etmez bir abd-i azizdir.

Hem senin tilmizin, mütemerrid ve muanniddir. Fakat, bir lezzet için nihayet zilleti kabul eden ve bir menfaat-i hasise için şeytan gibi şahısların ayağını öpmekle zillet gösteren bir miskin-i zelildir.

Kur’ân’ın tilmizi ise, mütevazi, heyyin, yani âsân ve leyyin, yani yumuşaktır. Fakat, Fâtırının gayrına, daire-i izni haricinde tezellüle tenezzül etmez.

Hem senin tilmizin, cebbar ve mağrurdur. Fakat kalbinde nokta-i istinad bulmadığı için, zâtında gayet aczle âciz bir cebbar-ı hodfuruştur.

Kur’ân’ın tilmizi ise fakir ve zayıftır; fakr ve zaafını bilir. Fakat onun Malik-i Kerîmi ona iddihar ettiği servetle müstağnidir. Seyyidinin nihayetsiz kudretine istinad ettiği için kavîdir.

Hem senin tilmizin menfaatperest ve hodendişliktir ki, o tilmizin gaye-i himmeti, nefis ve batnın hevesatını tatmindir. Ve menfaat-i şahsiyesini—bazan—kavminin menfaati içinde kavminin menfaati namıyla; ve menfaat-i nefsini, menfaat-i millet namıyla arar. Ya rikkat-i cinsiye eleminden kurtulmak ister; veya hırsını veya gururunu veya hubb-u cahını o milliyetperverlik cihetinde teskin eder. Elhasıl, nefsinden başka hakikî hiç birşeye muhabbet etmez. Herşeyi kendi nefsine feda eder.

Kur’ân’ın tilmizi ise, yalnız liveçhillah ve rıza-yı İlâhî için ve fazilet için o derece nefsinin menfaatinden tecerrüd eder ki, Cennet-i ebediyeyi dahi hakikî maksat ve gaye-i ibadet yapmaz. Nerede kaldı ki, bu dünya-yı zailenin fâni olan menafii onu, hakikî maksat ve gayesinden çevirsin.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz
alâka-i şedide-i uhuvvetkârane : kardeşlik gibi çok sağlam ve güçlü ilgi, alâka
an-samimi’l-kalb : kalbin derinliklerinden gelen hislerle
arş : Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer
batın : mide, karın
Cennet-i ebediye : sonsuz Cennet hayatı
cihetinde : yönünde
derece-i fark : birbirinden farklı olma derecesi, seviyesi
dünya-yı zaile : gelip geçici ve yokluğa mahkûm olan dünya
ehl-i beyt : kendi aile fertleri
ehl-i semâvât ve arz : göklerde ve yerde bulunan varlıklar; melekler gibi ruhanî varlıklar ve dünya üzerinde yaşayanlar
elem : acı, keder, sıkıntı
elhasıl : kısaca, özetle
fâni : gelip geçici, ölümlü
fazilet : güzel ahlâk, mânevî değer, erdem
gaye-i himmet : gayret ve çabanın gayesi
gaye-i ibadet : ibadetin gayesi
hakikî : asıl, gerçek
hâlis : içten, samimî
hevesat : gelip geçici, nefsin hoşuna giden istek ve arzular
himmet : ciddî gayret
hodendiş : yalnız kendini düşünen, kendisi için endişe eden
hubb-u cah : şöhret hırsı, makam mevki sevgisi
iddihar etmek : biriktirmek, depolamak
istinad etmek : dayanmak
kavî : güçlü, kuvvetli
kavim : aralarında gelenek, dil ve kültür ortaklığı bulunan, boy ve soy bakımından da birbirine bağlı olan insan topluluğu
kudret : güç ve iktidar
liveçhillah : Allah için
mahlûk : Allah tarafından yaratılmış varlık
Mâlik-i Kerîm : herşeyin sahibi olan, bol bol ihsan ve ikram eden Allah
menafi’ : menfaatlar, faydalar
menfaat : çıkar, fayda, yarar
menfaat-i millet : kişinin mensup olduğu milletin menfaati, yarar ve çıkarı
menfaat-i nefs : kişinin kendi menfaati, yarar ve çıkarı
menfaat-i şahsiye : kişisel çıkar
menfaatperest : sadece kendi menfaat ve çıkarını düşünen
mes’ut : mutlu
mevcut : varlık
milliyetperverlik : milliyetçilik, kendi milletine düşkün olma
mugayir : aykırı, birbirinden farklı
muhabbet etmek : sevgi beslemek, sevmek
musahhar : emre uyan, boyun eğen
mürüvvet : insanlık, insanlığa uygun özellikler taşıma
müstağni : zengin, tok gönüllü
mütefavit : çeşitli, farklı
namıyla : adıyla
nefis : insanı daima kötülüğe, haram olan zevk ve isteklere sevk eden duygu
nihayetsiz : sınırsız, sonsuz
rıza-yı İlâhî : Allah’ın rızası
rikkat-i cinsiye : kendi cinsinden olana karşı duyulan acıma hissi
saadet : mutluluk
salih : Allah’ın rızasına uygun hareket eden
Seyyid : bütün varlıkların hakikî efendisi ve sahibi olan Allah
şems : güneş
tecerrüd etme : soyutlanma, sıyrılma
teskin etme : yatıştırma, sakinleştirme, dindirme
tilmiz : talebe, öğrenci
abd : kul
abd-i aziz : izzetli kul; Allah’tan başkasına müracaat etmeyen ve minnet duymayan kul
âciz : güçsüz, zayıf
acz : âcizlik, güçsüzlük
âsân : kolay
asvât : sesler
âzam-ı mahlûkat : varlıkların en büyüğü
âzam-ı menfaat : en büyük çıkar, yarar, menfaat
bîçare : çaresiz
cebbar : zorba, zâlim
cebbar-ı hodfuruş : kendini beğendirmeye çalışan zorba
daire-i izni haricinde : izin verdiği dairenin dışında
elîm : acı ve sıkıntı veren
fakr : fakirlik
Fâtır : benzeri bulunmayan şeyi olağanüstü san’atıyla yaratan Allah
firak : ayrılık
firavun :
firavun-u zelil : alçak bir firavun
gaye-i ibadet : ibadetin gayesi
gayet : son derece
gayrına : başkasına
hadsiz : sayısız, sınırsız
hâlis : içten, samimî, ihlâslı
hasis : âdi, değersiz
heyyin : kolay
ibadet : kulluk etme
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet, mu’cize ve faydalar bulunan Kur’ân
leyyin : yumuşak
mağrur : gururlu
mâruz : karşı karşıya kalan
matemhane : matem ve yas tutulan yer
matemhâne-i umumî : herkesin yas ve matem tuttuğu yer
menfaat : çıkar, yarar
menfaat-i hasise : küçük menfaat; değersiz çıkar
miskin-i zelil : zillete düşmüş sefil, hor görülüp aşağılanan sefil
muannid : inatçı, inanmamakta direnen
muvazene : karşılaştırma, kıyaslama
muzlim : karanlık
müstehzî : alaycı
mütemerrid : inatçı
mütevazi : alçak gönüllü
nâfi : faydalı, yararlı
nihayet : en son
nokta-i istinad : dayanak noktası
rab : tanrı, ilâh
tebdil etmek : değiştirmek
tenezzül etmek : inmek, alçalmak
tenvir etmek : aydınlatmak, ışıklandırmak
tesbihat : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
tezellül : alçalma
tilmiz : talebe, öğrenci
vaveylâ : feryat
zaaf : zayıflık
zâtında : kendi bünyesinde, iç yapısında, özünde
zeval : geçip gitme, sona erme
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zikirhane : Allah’ın anıldığı ve Ona lâyık ifadelerle övülüp şükredildiği yer
zillet : alçalma
Yükleniyor...