Block title
Block content
İşte o mizanlar ve âletler ise, letâif ve havass-ı insaniyedir. Meselâ, göz, Allah hesabına istimal edilse, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir mütalâacısı ve şu müzeyyen mevcudatın bir seyircisi ve şu masnuatın çiçeklerinin bir arısı olarak ibret ve mârifet ve muhabbet şehdinden, yani balından, nur-u şehadeti kalbe akıtıyor. Eğer nefis hesabına istimal edilse; zâil, fâni bazı mehasini seyretmekle, heves ve şehvetin âdi bir hizmetkârı olur. Meselâ, lisândaki kuvve-i zaika satılsa, Rahmanü’r-Rahîm’in hazâin-i rahmetinin nâzırı ve matbaha-i nimetinin bir müfettiş-i âlisi hükmünde bir vazifedardır. Satılmazsa, mide tavlasının bir kapıcısı hükmüne sukut eder. Meselâ, akıl satılsa, bütün künûz-u esmâ-i İlâhiyenin miftahı ve kâinatın hakaikinin keşşafı hükmünde bir cevher-i âli ve gàli olur. Satılmazsa, mâzinin âlâm-ı hazinânesini ve müstakbelin ehvâl-i muhavvifanesini bîçare beşerin başına yükleten meş’um bir âlet hükmüne düşer. İşte, bütün âlât ve cihazat-ı beşeriyeyi bunlara kıyas et. Eğer o âlât ve cihazat Allah’a verilse, bâki birer elmas olurlar. Eğer verilmezse, fâni birer şişe olurlar.

Elhasıl: Cenâb-ı Hak sana verdiği kendi mülkünü, senden gàli bir kıymetle satın alıyor. Yine senin için muhafaza ediyor. Ey beşer, bak: İki sadâ senin kulağına geliyor. Biri Kur’ân-ı Hakîmin sada-yı semâvîsidir. Der ki: Sat, kârlısın. 1 اِنَّ الدَّارَ اْلاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ diyor. Diğeri, küffarın, felsefe-i medeniyesinin vesvesesidir ki, “Sen kendine mâliksin” der. Seni 2 اِنْ هِىَ اِلاَّ حَيَاتُنَا الدُّنْيَا diyenlerden etmek ister. Bu münevver hüdâ ile, şu müzevver dehânın mâbeynlerindeki farkı gör; ta kör olmayasın.

وَمَنْ كَانَ فِى هٰذِهِ اَعْمٰى فَهُوَ فِى اْلاٰخِرَةِ اَعْمٰى وَاَضَلُّ سَبِيلاً 3

اَللّٰهُمَّ اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ - صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ - غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضّٰاۤلِّينَ اٰمِينَ
4

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Asıl hayata mazhar olan, elbette âhiret yurdudur.” Ankebut Sûresi, 29:64.
2 : “Hayat, sadece şu bizim dünya hayatıdır.” En’âm Sûresi, 6:29; Mü’minûn Sûresi, 23:37.
3 : “Kim bu dünyada hakka karşı körlük ederse, işte o âhirette de kördür ve yolca daha şaşkındır.” İsrâ Sûresi, 17:72.
4 : Allah’ım! “Bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun peygamberlerinin ve onlara tâbi olan sâlih kullarının yoluna ilet-gazabına uğrayanların ve sapıtmış olanların yoluna değil.” Âmin.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdi : basit, değersiz
âlâm-i hazinâne : hüzün veren elemler, acılar
âlât : aletler
beşer : insan
sadâ : ses
münevver : aydın, nurlu
müzevver : sahte, aldatıcı
küffar : kâfirler, inkârcılar; dinle mücadele edenler
mâlik : sahip
vesvese : kuruntu, şüphe
sada-yı semâvî : semâvî ses
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet, mu’cize ve faydalar bulunan Kur’ân
felsefe-i medeniye : çağdaş medenî felsefe
dehâ : olağanüstü zekâ ve akıl sahibi
mâbeyn : ara
hüdâ : hidayet, doğru yol; İslâmiyet
bâki : devamlı, kalıcı
beşer : insan
bîçare : çaresiz
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cevher-i âli ve gâli : yüksek ve değerli cevher
cihazat : cihazlar, duygular
cihazat-ı beşeriye : insanın donanımları, duygu ve cihazları
dehâ : olağanüstü zekâ ve akıl sahibi
ehvâl-i muhavvifane : korkutucu kötü hâller, dehşetli korkular
elhasıl : kısaca, özetle
fâni : geçici, yok olucu
felsefe-i medeniye : çağdaş medenî felsefe
gàli : pahalı, kıymetli
hakaik : gerçekler; gerçek mahiyetler, asıl ve esaslar
hazâin-i rahmet : Allah’ın rahmet hazineleri
hüdâ : hidayet, doğru yol; İslâmiyet
istimal edilmek : kullanılmak
keşşaf : keşfedici, açığa çıkarıcı
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet, mu’cize ve faydalar bulunan Kur’ân
kuvve-i zâika : tat alma duygusu
küffar : kâfirler, inkârcılar; dinle mücadele edenler
künûz-u esmâ-i İlâhiye : Allah’ın isimlerinin hazineleri
lisân : dil
mabeyn : ara
mâlik : sahip
marifet : bilme, tanıma
masnuat : san’at eseri varlıklar
matbaha-i nimet : Allah’ın nimet mutfağı
mâzi : geçmiş
mehâsin : güzellikler
meş’um : uğursuz, kötü, kötülük getiren
mevcudat : var edilenler, varlıklar
miftah : anahtar
muhabbet : sevgi
müfettiş-i âli : yüksek rütbeli müfettiş
münevver : aydın, nurlu
müstakbel : gelecek
müzevver : sahte, aldatıcı
müzeyyen : zinetli, süslenmiş
nâzır : bakan, gözeten
nefis : bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
nur-u şehadet : Allah ve resulüne inanıp iman etmenin verdiği nur, ışık
Rahmânü’r-Rahîm : rahmet ve merhameti herşeyi kuşatan ve her bir varlığa özel rahmet ve merhamet tecellîleri olan Allah
sadâ : ses
sada-yı semâvî : semâvî ses
sukut etmek : düşmek, alçalmak
şehd : bal
şehvet : nefsin hoşlandığı aşırı arzu ve istekler; yeme içme ve cinsî arzular gibi
vazifedar : vazifeli, görevli memur
vesvese : kuruntu, şüphe
zâil : gelip geçici
havass-ı insaniye : insanın duyguları
letâif : lâtifeler, duyular; insanın yapısındaki ince duyu ve duygular
mizan : ölçü, tartı
Yükleniyor...