Block title
Block content
ON İKİNCİ LEM’A

Cemâlli olan hayat nasıl bir burhan-ı ehadiyettir, celâlli olan memat dahi bir burhan-ı vâhidiyettir.

Evet, nasıl ki güneşe karşı parlayan büyük bir nehr-i cârinin kataratı ve yeryüzünün müteceddid şeffafatı güneşin misâlî ışığını göstermekle güneşe şehadet ediyorlar. Esbab-ı zahirîleriyle birlikte zevale gitmeleriyle ve gurub ve uful ve fena ve mevtleriyle beraber, arkalarında gelenlerin üstünde yine cilvelerinin devamı, tecellî-i ziyanın istimrarına kat’iyen şehadet ederler ki, o misâlî güneşcikler bir bâkî, âlî, dâimî müstemirrü’t-tecellî, tek bir güneşin cilveleridir. Zuhurlarıyla güneşin vücudunu, guruplarıyla güneşin beka ve devamını gösteriyorlar. Öyle de, şu mevcudat-ı seyyâle, vücutlarıyla, Vâcibü’l-Vücudun vücub-u vücuduna şehadet ettikleri gibi; zevalleriyle ezeliyetine, sermediyetine ve ehadiyetine şehadet ederler. Zira, gece ve gündüzün, kış ve yazın, asırlar ve devirlerin değişmesiyle gurub ve uful ile teceddüd eden masnuat-ı cemile ve mevcudat-ı lâtife âlî, sermedî, daimü’t-tecellî bir cemâl-i mücerredin vücudunu ve bekásını ve vahdetini gösteriyorlar. Hem, müsebbabatıyla beraber zeval bulan esbab-ı süfliyenin hiçliğini gösteriyorlar. Belki bütün san’atlar, bütün esmâkudsiyye ve cemile olan Cemîl-i Mutlak Zât-ı Zülcelâlin müteceddid san’atları, mütehavvil nakışları, müteharrik aynaları, müteakip sikkeleri, mütebeddil hâtemleri olduklarını gösteriyorlar.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz-i mutlak : sınırsız âcizlik, güçsüzlük
acz-i zâtî : varlığın öz niteliği olan âcizlik (ateşin öz niteliği olan sıcaklık gibi)
âlî : yüce, yüksek
adem : hiçlik, yokluk
âlî : yüce, yüksek
asır : yüzyıl
bâkî : ölümsüz, devamlı, kalıcı
beka : devamlılık ve kalıcılık
burhan-ı ehadiyet : Allah’ın her bir varlıkta görünen birlik delili
burhan-ı vâhidiyet : Allah’ın bütün varlıkları kaplayan birlik delili
celâlli : insanları dehşete düşüren özelliklere sahip olan
cemâlli : güzellik sahibi
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cilve : görüntü, yansıma, akis
dâimî : devamlı, sürekli
devir : çağ
ehadiyet : Allah’ın birliği ve İlâhî isimlerin her bir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi
esbab : sebepler
esbab-ı zahirî : görünürdeki sebepler
eşya : şeyler, varlıklar
ezeliyet : başlangıcı olmayan sonsuzluk
fena : geçicilik, ölümlülük
fevkalâde : olağanüstü
gurub : güneşin batışı; yok olma, ortadan kaybolma
imtinâ : imkânsızlık
in’idam : yok olma
isnad edilmek : dayandırılmak
istimrar : devamlılık
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kat’iyen : kesinlikle
katarat : damlalar
lem’a : parıltı
masnûât-ı cemile : san’at eseri olan güzel varlıklar
mebzuliyet : bolluk, çokluk
memat : ölüm
mevcudat-ı seyyâle : su gibi akıp giden varlıklar; ard arda dünyaya gelip giden varlıklar
mevt : ölüm
misâlî : aynalarda yansıyan; yansıma şeklindeki
müstemirrü’t-tecellî : yansıması devamlı, kesintisiz
müteceddid : sürekli yenilenen, tazelenen
nehr-i câri : suyu devamlı akan nehir
nev’i : tür, cins
sermediyet : kesintisi olmayan devamlılık, süreklilik
sikke-i vahdet : Allah’ın birliğini gösteren mühür
suhulet peyda etmek : kolaylık kazanmak
suubet peydâ etmek : zorluk kazanmak, zorlaşmak
suubet : zorluk, güçlük
şeffafat : şeffaf ve saydam şeyler
şehadet etmek : şahitlik yapmak
teceddüd etme : yenilenme
tecellî-i ziya : ışığın yansıması
uful : sönüp gözden kaybolmak (güneşin sönüp kaybolması gibi)
Vâcibü’l-Vücud : varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah
velhasıl : kısacası
vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu oluşu ve var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
vücud : beden, varlık, var oluş
zeval : geçip gitme, sona erme
zira : çünkü
zuhur : görünme, ortaya çıkma
beka : devamlılık ve kalıcılık
beyan etmek : açıklamak, izah etmek
cemâl-i mücerred : cismânî olmayan, yalın, soyut güzellik
cemile : çok güzel
Cemîl-i Mutlak : sınırsız güzellik sahibi olan Allah
cüz : parça, bölüm
dâimü’t-tecellî : tecellîsi daimî, sürekli olan
deruhte etmek : yerine getirmek, bir görevi üstlenmek
ecza : parçalar, bölümler
elsine : lisânlar, diller
esbab-ı süfliye : aşağı sebepler; yani müsebbebin yanında olan ve onunla beraber görünen sebepler (su ile bitkiler gibi; su sebeptir, onunla bitkilerin yeşermesi ise müsebbebdir.)
esmâ : isimler
evsâf-ı kemâliye ve cemâliye ve celâliye : Cenâb-ı Allah’ın sınırsız mükemmel, güzel ve haşmetli olan sıfatları
fehmetmek : anlamak
Hâlık : herşeyi yaratan Allah
Hâlık-ı Zülcelâl : herşeyi yaratan sonsuz büyüklük ve azamet sahibi Allah
hâtem : mühür
icmalen : kısaca, özetle
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
Katre : “damla” anlamına gelen ve Mesnevî-i Nuriye adlı eserde yer alan bir risale, bir bölüm
kemâl : mükemmellik, kusursuzluk
kemâl-i zâtî : Allah’ın zâtî mükemmelliği, Zâtına ait sonsuz mükemmellik
kudsiyye : kutsal, kusursuz ve yüce
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet, mu’cize ve faydalar bulunan Kur’ân
lem’a : parıltı
lisânla : dille
mevcudat : varlıklar
mevcudat-ı lâtife : şirin varlıklar
müracaat etmek : başvurmak
müsebbabat : sebeplerin sonuçları olan şeyler; sebeplerle yaratılan varlıklar
müteakip : birbiri ardından gelen
mütebeddil : değişken
müteceddid : yenilenen, tazelenen
müteharrik : hareketli, hareket hâlinde olan
mütehavvil : değişken, sürekli değişen
nam : ad, isim
nizam-ı umumî : varlıkları kaplayan nizam, genel düzen
noksaniyetsiz : noksansız, eksiksiz
Risale-i Arabî : Arapça risale, kitap
sermedî : devamlı, sürekliliği kesilmeyen
seyyarat : gezegenler
sikke : damga (madenî paralara vurulan damga)
şehadet etmek : şahitlik yapmak, tanıklık etmek
şumus : güneşler
Vâcibü’l-Vücud : varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah
vahdet : birlik, teklik
vezaif : vazifeler, görevler
vücub : varlığının zorunlu olması
vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu oluşu ve var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
vücud : beden, varlık
Zât-ı Ehad ve Samed : birliği her bir varlıkta kendisini gösteren ve herşey Kendisine muhtaç olduğu hâlde Kendisi hiçbirşeye muhtaç olmayan Zât, Allah
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz büyüklük ve azamet sahibi olan Zât, Allah
zerrat : zerreler, atomlar
zeval bulan : geçip giden, yok olan
Yükleniyor...