Block title
Block content
İkinci hatıra: Gaflet saikasıyla veya gözsüz, el yardımıyla, bazıların elmas yerine cam parçası aldığı gibi, saadet-i ebediye dükkânı olan Risaletü’n-Nur’dan saadet-i dünyeviye aramaya gelenleri ikaz ve irşad fıkralarınız, gece-gündüz yol gözleyen umum Risaletü’n-Nur şakirtlerini mesrur eyledi.
Talebeniz
Hafız Ali (r.h.)
• • •
Mustafa’lar, Küçük Ali, mübarek ve münevver kardeşler; Mektubunuz Büyük Ali’nin mektubu gibi acip bir hakikati beyan ediyor. O hakikat, Risaletü’n-Nur hakkında haktır. Fakat benim haddim değil ki, o hududa gireyim. Evet, 1 عُلَمَاۤءُ اُمَّتِى كَأَنْبِيَاۤءِ بَنِىۤ اِسْرَاۤئِيلَ fermân etmiş. Gavs-ı Âzam Şâh-ı Geylânî (k.s.), İmam-ı Gazâlî (k.s.), İmam-ı Rabbânî (k.s.) gibi hem şahsen, hem vazifeten büyük ve harika zâtlar, bu hadisi, kıymettar irşâdlarıyla ve eserleriyle fiilen tasdik etmişler. O zamanlar bir cihette ferdiyet zamanı olduğundan, hikmet-i Rabbaniye onlar gibi feridleri ve kudsî dâhileri ümmetin imdadına göndermiş.

Şimdi ise, aynı vazifeye, fakat müşkilâtlı ve dehşetli şerait içinde, bir şahs-ı mânevî hükmünde bulunan Risaletü’n-Nur’u ve sırr-ı tesanüdle bir ferd-i ferid mânâsında olan şakirtlerini bu cemaat zamanında o mühim vazifeye koşturmuş. Bu sırra binaen, benim gibi bir neferin ağırlaşmış müşiriyet makamında ancak dümdarlık vazifesi var.
Said Nursî
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Ümmetimin âlimleri İsrâiloğullarının peygamberleri gibidir.” Bu hadis-i şerif kaynaklarda haber-i meşhur olarak geçmektedir. el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 2:64; Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, 1:107.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Sekizinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : hayrette bırakıcı, hayranlık verici
beyan etmek : açıklamak, izah etmek
binaen : dayanarak
cihet : yön, taraf
dâhi : son derece zeki kimse; dehâ ve hikmet sahibi
dümdar : ordunun arkasındaki kuvvet
ferd-i ferid : tek, eşsiz fert
ferdiyet zamanı : bireysellik dönemi; büyük velîlerin çıktığı zaman
ferid : kutup gibi mürşidlerin gözetimi dışında doğrudan Kur’ân ve sünnetle gayba eren ve hakikati bulan kimse
fermân etme : buyurma
fiilen : fiilî olarak, davranışla bizzat
gaflet : duyarsızlık, mânevî sorumluluklarından habersiz davranma hâli
had : sınır, yetki
hadis : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
hakikat : gerçek, doğru
hikmet-i Rabbânî : kâinatın Rabbi olan Allah tarafından herşeyin belirli gayelere yönelik olarak anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
hudud : sınır, uç
irşâd : doğru ve hak yolu gösterme
iştiyak : çok kuvvetli arzu ve istek
kıymettar : kıymetli, değerli
kudsî : kutsal, kusursuz ve yüce
mesrur : sevinçli, mutlu
mübarek : hayırlı, değerli
münevver : nurlu, aydın
müşiriyet : mareşallik
müşkilât : zorluklar
nefer : asker, er
saadet-i dünyevi : dünya hayatındaki mutluluk
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
saika : sevk eden, sebep
sırr-ı tesanüd : dayanışma sırrı, esprisi
şahs-ı mânevî : mânevî şahıs, belli bir ideal ve gaye etrafında bir araya gelen topluluğun oluşturduğu mânevî şahsiyet ve ortak kimlik; tüzel kişilik
şakirt : talebe, öğrenci
şerait : şartlar
tasdik etme : onaylama, doğrulama
ümmet : Hz. Peygamberin (a.s.m.) davetine muhatap olan bütün insanlar; İslâm toplumu
vazifeten : vazife yönünden
Yükleniyor...