Block title
Block content
Benim Üstadım daima diyor ki: “Ben bir neferim, fakat müşir hizmetini görüyorum. Yani kıymet bende değil. Belki Kur’ân-ı Hakîmin feyzinden tereşşuh eden Risale-i Nur eczâları bir müşiriyet-i mâneviye hizmetini görüyor.” Üstadımı kızdırmamak için şahsını senâ etmiyorum.
Şamlı Hafız Tevfik
• • •
Re’fet Bey ve Hüsrev ve Rüşdü gibi Risale-i Nur şakirtlerinin -Risale-i Nur bereketine işaret eden- buldukları bir tevâfuk-u lâtiftir.
Risale-i Nur’un Isparta’ya ne derece rahmet olduğuna delâlet eden bir tevafukat-ı acibe: Risale-i Nur’un mazhar olduğu inâyâtın külliyetinde mühim bir ferdi de şudur ki: Isparta vilâyeti sekiz seneden beri Risale-i Nur’un müellifini sinesinde saklamıştı ve Barla gibi şirin bir nahiyesinde, Cenâb-ı Hakkın lütuf ve keremiyle muhafaza etmişti. Bu müddet zarfında yavaş yavaş intişar eden Risale-i Nur’dan Isparta’da binler adam imanlarını takviye ettiler. Bilhassa gençler pek çok istifade ve istifaza etti.

Vaktâ ki, Üstadımızın Barla gibi lâtif ve şirin bir mahaldeki sıkıntılı ve pek acıklı ve en katı kalbleri ağlatan işkenceli esareti bitti. Risale-i Nur’un müellifi olan Üstadımızın nazarı Cenâb-ı Hakkın inâyetiyle Isparta’ya müteveccih oldu. Evhama düşen bazı zâlim ehl-i dünyanın teşebbüskârâne harekât-ı zahiriyesi bir sebeb-i âdi olarak Üstadımız Isparta’ya getirildi.

Fakat Üstadımızın teşrif ettiği zaman yaz mevsiminin en hararetli zamanı idi. Yağmurlar kesilmiş, Isparta’yı iska eden sular azalmış, bir kısm-ı mühimminin menba’ı kesilmiş, ağaçlar sararmaya, otlar kurumaya, çiçekler buruşmaya başlamıştı.

Risale-i Nur’un en ziyade intişar ettiği mahal Isparta vilâyeti olduğu için, Risale-i Nur hakkındaki inâyât-ı Rabbaniyeyi pek yakından temâşâ eden Risale-i Nur şakirtleri olan bizler, acib bir vâkıaya daha şahit olduk.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Takdim / Sonraki Risale: Yirmi Yedinci Mektuptan Mühim Parçalar
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acib : şaşırtıcı, ilginç
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah
delâlet eden : delil olan, ifade eden
eczâ : kısımlar, bölümler
ehl-i dünya : sadece dünya ile ilgilenen, âhireti düşünmeyen kişiler
esaret : esirlik, tutsaklık
evham : vehimler, kuruntular
feyiz : mânevî gıda, bereket
harekât-ı zahiriye : görünürdeki hareketler
inâyât : inâyetler, İlâhî yardımlar
inâyât-ı Rabbaniye : Allah tarafından gönderilen inâyetler, yardımlar
inâyet : Allah’tan gelen yardım
intişar etme : yayılma
iska : sulama
istifaza etme : feyizlenme, mânevî olarak gıdalanma
kerem : cömertlik
kısm-ı mühim : önemli kısım
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
külliyet : kapsayıcılık, genellik
lâtif : güzel, hoş
lütuf : iyilik, ihsan, bağış
mahal : yer
mazhar olma : erişme, nail olma
menba’ : kaynak
müellif : yazar
müşiriyet-i mâneviye : mânevî mareşallik
müteveccih olma : yönelme
nâhiye : kazadan küçük, köyden büyük olan yerleşim yeri; bucak
nazar : bakış, dikkat
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
sebeb-i âdi : sıradan, normal sebep
senâ etme : övme, yüceltme
şakirt : öğrenci, talebe
takviye etme : kuvvetlendirme
temâşâ eden : gözlemleyen
tereşşuh eden : sızan
teşebbüskârâne : teşebbüs ederek
teşrif etme : şeref verme, şereflendirme
tevafuk : uygunluk, denk gelme
tevafukat-ı acibe : hayret verici, şaşırtıcı uygunluklar, denk gelmeler
tevafuk-u lâtif : lâtif, güzel tevafuk, anlamlı denklik
vâkıa : meydana gelmiş olay
vaktâ ki : ne vakit ki, ne zaman ki
vilâyet : il
Yükleniyor...