Block title
Block content
Mahlûku bütün kendine râm etti Süleyman,
Nerdendi bu kuvvet, ona kimdendi bu ferman?

Yellerle uçan şanlı büyük taht-ı mukaddes
Esrâr-ı ezelden o da duymuş yine bir ses.

Ol hangi acip sır ki, çıkar göklere İsâ,
Kimdir çekilen çarmıha, kimdir yine Yûda.

Nur derdi için tahtını terk eyledi Edhem,
Bir başkasının tahtı olur derdine merhem.

Çok şahs-ı velî, nur ile hem etti kanaat,
Çok şahs-ı denî, nur ile hem buldu kerâmet.

Her hepsi de pervanesi, üftadesi nurun,
Her hepsi muamma, gücü yetmez bu şuurun.

Şakk etti kamer, Fahr-i Beşer, ol Yüce Server,
Her yerde ve her anda onun nuru muzaffer.

Kur’ân’dı kavli, nurdu yolu, ümmeti mutlu,
Ümmet olanın kalbi bütün nur ile doldu.

Çekmezdi keder, ol sözü cevher, özü kevser,
Ol Sûre-i Kevser, dedi a’dâsına “ebter!”

Ol Şems-i Ezelden kaçınan ol kuru başlar,
Gayyâ-i Cehennemde bütün yakmış ateşler.

Bitmişti nefes, çıkmadı ses, bıktı da herkes,
Ol nura varıp baş eğerek hem dediler pes!

İdrâki olan kafile ayrıldı Kureyşten,
Feyz almak için doğmuş olan şanlı güneşten.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Sekizinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

a’dâ : düşmanlar
acip : acayip, şaşırtıcı
çarmıh : (Dörtçivi) suçluyu cezalandırmak için kurulmuş haç şeklinde darağacı
ebter : nesli kesilen, adı, hayrı ve ihsanı kalmayan kişi
esrâr-ı ezel : bilinmeyen sonsuzluk
Fahr-i Beşer : insanlığın iftiharı olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
ferman : buyruk, emir
feyz : ihsan, bolluk, mânevî gıda
Gayyâ-i Cehennem : Cehennem çukuru
idrâk : anlama, kavrama
kafile : grup, topluluk
kal : söz
kamer : ay
kanaat : yetinme
keder : sıkıntı, üzüntü
keramet : bağış, ihsan, lütuf
kevser : Cennette bulunan bir havuz
mahlûk : yaratık, yaratılmış
muamma : anlamı gizli ve zor anlaşılır söz
muzaffer : zafer kazanmış, galip
nur : aydınlık, ışık
ol : Osmanlıca’da üçüncü tekil şahıs olan “o” kelimesini ifade eder
râm etmek : boyun eğdirmek
Server : reis, baş; Hz. Muhammed (a.s.)
Sûre-i Kevser : Kur’ân’ın 108. sûresi olan Kevser Sûresi
şahs-ı denî : kötü, alçak kimse
şahs-ı velî : velî şahıs, evliya; büyük zât
şak etme : ikiye ayrılma, yarılma
Şems-i Ezelî : Ezelî Güneş. Bu tabir ezelden beri bütün varlıkları aydınlatan Allah için veya Onun ebedi nuruyla aydınlanmış Peygamber Efendimiz (a.s.m.) için bir benzetme olarak kullanılır
şuur : bilinç, anlayış, idrak
taht-ı mukaddes : kutsal taht, makam
üftade : biçare, zavallı, âşık
ümmet : Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler
Yûda : Hz. İsâ’yı (a.s.) 30 tane gümüş madeni karşılığında ele veren kişidir
Yükleniyor...