Block title
Block content
İşte bu elîm yolda nereye bir başvurduk, onda bir belâ bulduk. Zira mağdub ve dâllîn yolları böyle olur. Tesadüf ve dalâlet o yolda nazar-endaz.

O nazarı biz taktık, bu hale böyle düştük. Şimdi dahi halimiz ki mebde’ ve meâdi, hem Sâni ve hem haşri muvakkat unutmuşuz.

Cehennemden beterdir, ondan daha muhriktir, ruhumuzu eziyor. Zira o şeş cihetten ki onlara başvurduk; öyle hâlet almışız.

Ki yapılmış o hâlet, hem havf ile dehşetten, hem acz ile ra’şetten, hem kalâk ve vahşetten, hem yütm ve hem yeisten mürekkep vicdan-sûz.

Şimdi her cihete mukabil bir cepheyi alırız, def’ine çalışırız. Evvel, kudretimize müracaat ederiz. Vâesefâ görürüz ki âcize, zaife. Saniyen, nefiste olan hâcâtın susmasına teveccüh ediyoruz. Vâesefâ, durmayıp bağırırlar görürüz.

Sâlisen, istimdatkârâne, bir halâskârı için bağırır, çağırırız. Ne kimse işitiyor, ne cevabı veriyor. Biz de zannediyoruz:

Herbir şey bize düşman, herbir şey bizden garip. Hiçbir şey kalbimize bir teselli vermiyor; hiç emniyet bahşetmez, hakikî zevki vermez.

Râbian, biz ecrâm-ı ulviyeye baktıkça, onlar nazara verir bir havf ile dehşeti. Hem vicdanın müz’ici bir tevahhuş geliyor akıl-sûz, evham-sâz.

İşte, ey birader! Bu dalâletin yolu, mahiyeti şöyledir. Küfürdeki zulmeti bu yolda tamam gördük. Şimdi de gel kardeşim, o ademe döneriz.

Tekrar yine geliriz. Bu kere tarikimiz sırat-ı müstakimdir, hem imanın yoludur. Delil ve imamımız inâyet ve Kur’ân’dır, şehbâz-ı edvar-pervaz.

İşte Sultan-ı Ezelin rahmet ve inâyeti vaktâ bizi istedi, kudret bizi çıkardı, lütfen bizi bindirdi kanun-u meşiete etvâr üstünde perdâz.

Şimdi bizi getirdi, şefkat ile giydirdi şu hil’at-ı vücudu. Emanet rütbesini bize tevcih eyledi; nişan niyaz ve namaz.

Şu edvar ve etvârın, bu uzun yolumuzda birer menzil-i nazdır. Yolumuzda teshilât içindir ki kaderden bir emirnâme vermiş sahifede cephemiz.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz Üçüncü Söz / Sonraki Risale: Konferans
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âcize : güçsüz, kuvvetsiz
acz : âcizlik, güçsüzlük
adem : yokluk
akıl-sûz : akla ters, aklı rahatsız eden
birader : kardeş
cihet : yön
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
def’ : uzaklaştırma
ecrâm-ı ulviye : gökcisimleri, gökteki büyük cisimler
edvar : devirler, dönemler
emirnâme : emir yazısı
etvâr : haller, tavırlar
evham-sâz : vehimli, kuruntu saçan
hâcât : ihtiyaçlar
hakikî : gerçek, doğru
halâskâr : kurtarıcı
hâlet : hal, vaziyet
havf : korku
hil’at-ı vücud : vücud, beden elbisesi
inâyet : Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik
istikbal : karşılama
istimdatkârâne : yardım dilercesine
kader : Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması
kalâk : sıkıntı, huzursuzluk
kanun-u meşiet : irade, dileme kanunu
kudret : İlâhî güç, iktidar
mahiyet : öz nitelik, esas
menzil-i naz : naz makamı
muhrik : yakıcı
mukabil : karşılık
mürekkep : oluşmuş, bileşik
müz’ic : rahatsızlık, sıkıntı veren
nazar : bakış, dikkat
nefis : insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
perdâz : uçan
ra’şet : titreyiş, ürperme
râbian : dördüncü olarak
rahmet : şefkat, merhamet
sâlisen : üçüncü olarak
saniyen : ikinci olarak
sırat-ı müstakim : dosdoğru yol
Sultan-ı Ezelî : hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Allah
şehbâz-ı edvar-pervaz : her devirde uçarcasına hâkimiyetini kuran
şeş : altı
taife : grup, topluluk
tarik : yol
teshilât : kolaylaştırmalar
tevahhuş : korku, ürküntü
tevcih : yöneltme
teveccüh : ilgi, yönelme
uhuvvetkârâne : kardeşçesine
vâesefâ : esefler olsun
vahşet : ürküntü, korku
vaktâ : ne zaman, ne vakit
vicdan-sûz : vicdanen sıkıntı ve ızdırap veren, vicdanı yakan
yeis : ümitsizlik
yütm : yetimlik, kimsesizlik
zaife : zayıf
zulmet : karanlık
Yükleniyor...