Block title
Block content
Mübalâğa zemm-i zımnîdir

Hangi şeyi vasfetsen, olduğu gibi vasfet. Medhin mübalâğası bence zemm-i zımnîdir. İhsan-ı İlâhîden fazla ihsan, ihsan değildir.
• • •

Şöhret zalimedir

Şöhret bir müstebittir; sahibine mal eder başkasının malını. Meşhur Hoca Nasreddin letâifi içinde, zekâtı, asıl malı. 1

Rüstem-i Sistanî, onun hayal-i şanı garet etti bir asır mefâhir-i İran’ı. Gasb ve garetle şişti o namdar hayali, hurâfâta karıştı, attı nev-i insanı.
• • •

Din ile hayat kabil-i tefrik olduğunu zannedenler felâkete sebeptirler

Şu Jön Türkün hatası: Bilmedi o bizdeki din hayatın esası. Millet ve İslâmiyet ayrı ayrı zannetti.

Medeniyet müstemir, müstevlî vehmeyledi. Saadet-i hayatı içinde görüyordu. Şimdi zaman gösterdi, medeniyet sistemi HAŞİYE bozuktu, hem muzırdı. Tecrübe-i kat’iye bize bunu gösterdi.

Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhyâ-yı din ile olur şu milletin ihyâsı. İslâm bunu anladı.

Başka dinin aksine, dinimize temessük derecesi nisbeten milletin terakkisi. İhmali nisbetinde idi milletin tedennîsi. Tarihî bir hakikat; ondan olmuş tenâsi.
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Yani ondan biri
HAŞİYE : Tam bir işaret-i gaybiyedir. Sekeratta olan dinsiz, zalim medeniyete bakıyor.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz Üçüncü Söz / Sonraki Risale: Konferans
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

garet etmek : gasbetmek, yağmalamak
gasb : zorla alma
hakikat : doğru, gerçek
hayal-i şan : hayalî olarak büyütülen şan ve şöhret
hurâfât : hurâfeler, bâtıl inanışlar
ihsan : ikram, bağış
ihsan-ı İlâhî : Allah’ın ihsanı, ikramı, bağışı
ihyâ : diriltme, hayat verme
ihyâ-yı din : dinin diriltilmesi
işaret-i gaybiye : gelecekte olacak bir olaya işaret
kabil-i tefrik : ayrılabilir olma, ayrılması mümkün
kavs-ı mevhûme : hayalî kuşak
letâif : lâtifeler, incelikler
medh : övgü
mefâhir-i İran : İran’ın övündüğü şeyler
muzır : zararlı
mübalâğa : abartı
müsemmâ : isimlendirilmiş
müstebit : istibdatçı, diktatör
müstemir : devamlı, sürekli
müstevlî : istila eden, işgalci
namdar : şan ve şöhret sahibi
nev-i insan : insanlık
nisbet : oran, ölçü
nisbeten : kıyasla, oranla
Rüstem-i Sistanî : Şark edebiyatında kuvvet ve cesaret timsali olarak şöhret bulan Zaloğlu Rüstem
saadet-i hayat : hayatın mutluluğu
sekerat : can çekişme anı
tecrübe-i kat’iye : kesin tecrübe
tedennî : alçalma, gerileme
temessük : sarılma, tutunma
tenâsi : unutmaya çalışma
terakki : ilerleme, yükselme
teşbih : benzetme
tinnîn : büyük yılan; astronomide yedi burç boyunca uzanan hafif beyazlık
tinnîneyn : iki büyük yılan
vasfetmek : nitelemek, özelliğini ifade etmek
vehmeylemek : kuruntulanmak, yanlış ve esassız düşüncelere kapılmak
yad edilmek : anılmak
zemm-i zımnî : gizliden ayıplama, dolaylı kötüleme
Yükleniyor...