Block title
Block content
Mevt, tevehhüm edildiği gibi dehşetli değil

Dalâlet vehmidir, mevti dehşetlendirir. Mevt, tebdil-i câmedir, ya tahvil-i mekândır. Sicinden bostana çıkar.

Kim hayatı isterse şehadet istemeli. Şehidin hayatına Kur’ân işaret eder.1 Sekerâtı tatmamış, herbir şehid kendini hayy biliyor, görüyor. Lâkin yeni hayatı daha nezih buluyor. Zanneder ki ölmemiş.2 Meyyitlere nisbeti, dikkat et, şuna benzer:

İki adam rüyada lezâiz envâına câmi’ güzel bahçede ikisi geziyorlar. Biri rüya olduğunu bilir; lezzet almıyor. Onu müferrah etmez; belki teessüf eder. Öbürüsü biliyor ki âlem-i yakazadır; hakikî lezzet alır, ona hakikî olur.

Rüya misalin zılli, misal ise berzahın zılli olmuştur. Ondan, onların düsturları birbirine benziyor.
• • •

Siyaset, efkârın âleminde bir şeytandır; istiâze edilmeli.

Siyaset-i medenî, ekserin rahatına feda eder ekalli. Belki ekall-i zalim, kendine kurban eder ekserîn-i avâmı. Adalet-i Kur’ânî, tek mâsumun hayatı, kanı heder göremez, onu feda edemez, değil ekseriyete, hattâ nev’in umumu.

Âyet-i 3 مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ iki sırr-ı azîmi vaz ediyor nazara. Biri mahz-ı adalet. Bu düstur-u azîmi ki fert ile cemaat, şahıs ile nev-i beşer, kudret nasıl bir görür; adalet-i İlâhî ikisine bir bakar. Bir sünnet-i daimî.

Şahs-ı vahid hakkını kendi feda ediyor; lâkin feda edilmez, hattâ umum insana. Onun iptal-i hakkı, hem iraka-i demi, hem zevâl-i ismeti; iptal-i hakk-ı nev’in, hem ismet-i beşerin mislidir, hem naziri.

İkinci sırrı budur: Hodgâmî bir âdemî hırs ve heves yolunda bir mâsumu öldürse, eğer elinden gelse, hevesine mâni ise harap eder dünyayı, imhâ eder benî Âdemi.
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : bk. Bakara Sûresi, 2:154; Âl-i İmran Sûresi, 3:169.
2 : bk. Tirmizî, Cihad 6; Nesâî, Cihad 35; İbni Mâce, Cihad 16; Dârimî, Cihad 7.
3 : “Kim bir cana kıymamış bir kimseyi öldürürse...” Mâide Sûresi, 5:32.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz Üçüncü Söz / Sonraki Risale: Konferans
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adalet-i İlâhî : Allah’ın adaleti
adalet-i Kur’ânî : Kur’ân’ın adaleti
âlem-i yakaza : uyanıklık âlemi
berzah : kabir âlemi
bostan : bahçe
câmi : kapsamlı, içine alan
cemaat : topluluk
abd : kul
adâvet : düşmanlık
âdemî : insanoğlu
benî-Âdem : Âdemoğulları, insanlık
beyhude : boşuna, faydasız
celb etmek : kendine çekmek
had : sınır, çizgi
hâif : korkak
hasm : düşman
havf : korku
heves : gelip geçici arzu ve istekler
hodgâmî : bencil, kendini düşünen
ifrat : aşırılık
imhâ : yok etme
iptal-i hak : hakkın ortadan kaldırılması
iptal-i hakk-ı nev’ : bir türe ait hakkın ortadan kaldırılması
iraka-i dem : kan akıtılması
ismet-i beşer : insanlığın masumluğu, suçsuzluğu
kader : Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması
lâkin : fakat, ama
libas : elbise
mâni : engel
maslahat : fayda, yarar
mazarrat-ı mevhume : gerçekte var olmayan, hayalî zararlar
mel’un : lanetlenmiş
meydan-ı imtihan : imtihan meydanı
misl : benzer
muhalif : zıt, karşıt
muvaffak : başarılı
nazir : benzer, eş
Rab : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
şahs-ı vahid : bir tek şahıs
tesirât-ı haricî : dış tesirler, etkenler
teşcî : cesaretlendirme
umum : bütün
vehham : aşırı derecede vehimli, kuruntulu
vesveseli : kuruntulu
zaaf : zayıflık, güçsüzlük
zevâl-i ismet : gühasızlığın sona ermesi
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
dehşetli : korkunç, ürkütücü
düstur : prensip
düstur-u azîm : büyük ve önemli düstur, prensip
efkâr : fikirler
ekall : azınlık
ekall-i zalim : zalim azınlık
ekser : çoğunluk
ekserîn-i avâm : halkın çoğunluğu
ekseriyet : çoğunluk
envâ : türler, çeşitler
hakikî : gerçek, doğru
hayy : diri, canlı
heder : boş yere, faydasız
istiâze : Allah’a sığınma
kudret : İlâhî güç, iktidar
lezâiz : lezzetler
mahz-ı adalet : tam anlamıyla adalet
mevt : ölüm
meyyit : ölü
müferrah : ferah duyan, huzurlu
nazar : dikkat
nev’in umumu : türün bütünü, insanlığın tamamı
nev-i beşer : insanlık türü, insanlar
nezih : temiz, pâk
nisbet : oran, kıyas
sekerât : can çekişme anı
sırr-ı azîm : büyük sır
sicin : hapishane, zindan
siyaset-i medenî : günümüz medeniyetinin siyaseti
sünnet-i daimî : bitmeyen, devamlı ve doğru işleyen kanun
şehadet : şehitlik, Allah rızası yolunda hayatını feda etmek
tahvil-i mekân : yer değiştirme
tebdil-i câme : elbise değiştirme
teessüf : üzüntü, acı duyma
tevehhüm edilmek : sanılmak, zannedilmek
vaz etmek : koymak, yerleştirmek
vehmî : olmadığı halde varsayılan
zıll : gölge
Yükleniyor...