Block title
Block content
Evet, insana sermaye-i ömür ve cihazat-ı insaniye, mezkûr vezâif için verilmiştir. Ey sersem nefsim ve ey pürheves arkadaşım! Âyâ, zannediyor musunuz ki, vazife-i hayatınız yalnız terbiye-i medeniye ile güzelce muhafaza-i nefis etmek, ayıp olmasın, batın ve fercin hizmetine mi münhasırdır? Yahut, zannediyor musunuz ki, hayatınızın makinesinde derc edilen şu nazik letâif ve mâneviyat ve şu hassas âzâ ve âlât ve şu muntazam cevarih ve cihazat ve şu mütecessis havas ve hissiyatın gaye-i yegânesi, şu hayat-ı fâniyede nefs-i rezilenin, hevesât-ı süfliyenin tatmini için istimaline mi münhasırdır? Hâşâ ve kellâ! Belki, vücudunuzda şunların yaratılması ve fıtratınızda bunların gaye-i idhali, iki esastır:

Biri: Cenâb-ı Mün’im-i Hakikînin bütün nimetlerinin herbir çeşitlerini size ihsas ettirip şükrettirmekten ibarettir. Siz de hissedip şükür ve ibadetini etmelisiniz.

İkincisi: Âleme tecellî eden esmâ-i kudsiye-i İlâhiyenin bütün tecelliyâtının aksamını, birer birer, size o cihazat vasıtasıyla bildirip tattırmaktır. Siz dahi tatmakla tanıyarak iman getirmelisiniz.

İşte, bu iki esas üzerine kemâlât-ı insaniye neşvünemâ bulur. Bununla insan, insan olur.

İnsaniyetin cihazatı, hayvan gibi hayat-ı dünyeviyeyi kazanmak için verilmemiş olduğuna şu temsil sırrıyla bak:

Meselâ, bir zat bir hizmetçisine yirmi altın verdi, ta mahsus bir kumaştan kendisine bir kat libas alsın. O hizmetçi gitti, o kumaşın âlâsından mükemmel bir libas aldı, giydi.

Sonra gördü ki, o zat, diğer bir hizmetkârına bin altın verip, bir kâğıt içinde bazı şeyler yazılı olarak onun cebine koydu, ticarete gönderdi. Şimdi, her aklı başında olan bilir ki, o sermaye, bir kat libas almak için değil. Çünkü evvelki hizmetkâr yirmi altınla en âlâ kumaştan bir kat libas almış olduğundan, elbette bu bin altın bir kat libasa sarf edilmez.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Onuncu Söz / Sonraki Risale: On İkinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aksam : kısımlar
âlâ : üstün, kıymetli
âlât : aletler
âyâ : acaba
âzâ : âzalar, organlar
batın : mide, karın
Cenâb-ı Mün’im-i Hakikî : gerçek nimet verici olan Allah
cevarih : organlar
cihazat : cihazlar, organ ve duyular
cihazat-ı insaniye : insanın duyu ve organları
derc edilen : yerleştirilen
esmâ-i kudsiye-i İlâhiye : Allah’ın her türlü kusur ve eksiklikten yüce isimleri
ferc : üreme organı, avret
fıtrat : yaratılış
gaye-i idhal : yerleştirilme gayesi
gaye-i yegâne : tek gaye
hâşâ ve kellâ : asla ve asla, kesinlikle öyle değil
hayat-ı dünyeviye : dünya hayatı
hayat-ı fâniye : geçici hayat
hevesât-ı süfliye : aşağılık arzular
hissiyat : hisler, duygular
hizmetkâr : hizmetçi
ihsas ettirmek : hissettirmek
istimal : kullanma
kemâlât-ı insaniye : insanın mükemmel özellikleri, üstün yetenekleri
letâif : insanın mânevî yapısındaki ince duygular
libas : elbise
mâneviyat : mânevî âleme ait olan şeyler
mezkur : sözü geçen
muhafaza-i nefis : kişinin kendisini ve canını koruması
muntazam : düzenli
münhasır : bağlı, sınırlı
mütecessis : araştıran, gizli şeyleri öğrenmeye çalışan
nazik : zarif, ince
nefis : insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
nefs-i rezile : insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden alçak ve âdi duygu
neşvünemâ : gelişme
pürheves : heveslerinin peşinde koşan
sermaye-i ömür : ömür sermayesi
şükür : nimetlere karşı memnunluk gösterme, Allah’a teşekkür etme
tecelli : yansıma
tecelliyât : tecelliler, yansımalar
temsil : kıyaslama tarzında benzetme, analoji
terbiye-i medeniye : medeniyetin verdiği eğitim
vazife-i hayat : hayat vazifesi
vezâif : vazifeler, görevler
Yükleniyor...