Block title
Block content
Şu binler başları olan zeminin her başında yüz binler lisanlar bulunan ve her lisanda yüz bin tarzda tesbihat çiçeklerini, tahmidat meyvelerini, âlem-i misalde tercümanlık edip gösterecek ve âlem-i ervahta temsil edip ilân edecek, ona göre elbette bir melek-i müekkeli vardır.

Evet, müteaddit eşya bir cemaat şekline girse, bir şahs-ı mânevîsi olacaktır. Eğer o cemiyet imtizaç edip ittihad şeklini alsa, onu temsil edecek bir şahs-ı mânevîsi, bir nevi ruh-u mânevîsi ve vazife-i tesbihiyesini görecek bir melek-i müekkeli olacaktır.

İşte, bak: Misal olarak, bu Barla ağzının, şu dağ lisanının bir muazzam kelimesi olan, bu odamızın önündeki çınar ağacına bak, gör. Ağacın şu üç başının her başında kaç yüz dal dilleri var. Ve her dilde, bak, kaç yüz mevzun ve muntazam meyve kelimeleri var. Ve her meyvede, dikkat et, kaç yüz kanatlı mevzun tohumcuk harfleri, emr-i كُنْ فَيَكُونُ 1 ’e mâlik Sâni-i Zülcelâline ne kadar beliğ bir medih ve fasih bir tesbih ettiğini işittiğin, gördüğün gibi, ona müekkel melek dahi, ona göre âlem-i mânâda müteaddit dillerle tesbihatını temsil ediyor ve hikmeten öyle olmak gerektir.

DÖRDÜNCÜSÜ: Meselâ,

اِنَّمَاۤ اَمْرُهُ اِذَاۤ اَرَادَ شَيْئاً اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ - وَمَاۤ اَمْرُ السَّاعَةِ اِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ - وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ - تَعْرُجُ الْمَلٰۤئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ اَلْفَ سَنَةٍ 2

gibi âyetlerin ifade ettikleri hakikat-i ulviyesine ki, Kàdir-i Mutlak o derece suhulet ve sür’atle ve muâlecesiz ve mübaşeretsiz eşyayı halk eder ki, yalnız sırf bir emir ile îcad eder gibi görünüyor, fehmediliyor.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “(Cenâb-ı Hak) Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Yâsin Sûresi, 36:82.
2 : “Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Yâsin Sûresi, 36:82. “Kıyametin gerçekleşmesi göz açıp kapayıncaya kadar, hattâ ondan da yakındır.” Nahl Sûresi, 16:77. “Biz ona şahdamarından daha yakınız.” Kaf Sûresi, 50:16. “Melekler ve Cebrâil, elli bin sene uzunluğunda bir gün olan kıyamet gününde, Allah’ın emrini almak üzere Arşa yükselirler.” Meâric Sûresi, 70:4.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Söz / Sonraki Risale: On Beşinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlem-i ervah : ruhânî varlıkların bulunduğu âlem
âlem-i mânâ : mânâ âlemi
âlem-i misal : dünyadaki işlerin görüntülendiği ve gözlendiği madde ötesi âlem
beliğ : maksadını noksansız ve güzel sözlerle anlatabilen
cemiyet : topluluk
fasih : güzel, açık ve düzgün konuşan
hikmeten : hikmet gereği; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması gereği
imtizaç : kaynaşıp karışma
ittihad : birlik
lisan : dil
mâlik : sahip
medih : övgü
melek-i müekkel : görevli, vekil melek
mevzun : ölçülü
muazzam : çok büyük
muntazam : düzenli, tertipli
müekkel : vekil tayin edilmiş, görevli
müteaddit : çeşitli, birden fazla
nevi : çeşit, tür
ruh-u mânevî : mânevî ruh
Sâni-i Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan ve herşeyi san’atla yaratan Allah
şahs-ı mânevî : belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik
tahmidat : Allah’ı öven ve Ona şükürlerini sunan sözler
tesbihat : Cenab-ı Hakkın bütün noksan sıfatlardan uzak ve bütün kemâl sıfatlara sahip olduğunu ifade eden sözler
vazife-i tesbihiye : Allah’ı övme ve şanına layık ifadelerle anma görevi
zemin : yer
Yükleniyor...