Block title
Block content
Demek azamet-i kibriyâsı, cüz’î ve ufak şeyleri, nuraniyet sırrıyla harice atmak değil, bilâkis daire-i ihatasına alıyor.

Hem güneşi, mazhar olduğu cilvelerde ve vazifelerde, farz-ı muhal olarak, fail-i muhtar farz etsek, o derece suhulet ve sür’at ve vüs’at içinde, zerreden, katreden, deniz yüzünden seyyarata kadar izn-i İlâhî ile öyle işliyor ki, şu tasarrufat-ı azimeyi yalnız bir mahz-ı emirle yapar tahayyül edilebilir. Zerre ile seyyare, emrine karşı müsavidirler. Deniz yüzüne verdiği feyzi, zerreye de kabiliyetine göre kemâl-i intizamla verir.

İşte, semâ denizinin yüzünde ziyadar bir kabarcık ve Kadîr-i Mutlakın Nur isminin cilvesine kesif bir âyinecik olan şu güneşin, bilmüşahede şu hakikatin üç esasının nümunelerine mazhar olduğunu görüyoruz. Elbette, güneşin nur ve harareti, ilim ve kudretine nisbeten toprak gibi kesif hükmünde, Nuru’n-Nur, Münevviru’n-Nur, Mukaddiru’n-Nur olan Zât-ı Zülcelâl, herşeye, ilim ve kudretiyle nihayetsiz yakın ve hazır ve nazır; ve eşya Ondan gayet uzak olduğuna; hem o derece külfetsiz, muâlecesiz, suhuletle işleri yapar ki, yalnız mahz-ı emrin sür’at ve suhuletiyle icad eder gibi anlaşıldığına; hem hiçbir şey, cüz’î küllî, küçük büyük, daire-i kudretinden harice çıkmadığına ve kibriyâsı ihata ettiğine, şuhud derecesinde bir yakîn-i imanî ile iman ederiz ve iman etmek gerektir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Söz / Sonraki Risale: On Beşinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

azamet-i kibriyâ : büyüklüğün varlıkları kuşatması
bilmüşahede : görüldüğü gibi
cilve : görünüm, yansıma
cüz’î : küçük, az
daire-i ihata : kuşatıcı daire, kapsama alanı
daire-i kudret : Allah’ın sonsuz güç ve iktidarının hâkim olduğu daire
fail-i muhtar : dilediğini yapmakta serbest olan fâil
farz-ı muhal : olmayacak birşeyi olacakmış gibi düşünme, varsayım
feyz : bolluk, bereket
hakikat : gerçek, doğru
hariç : dışarı
ihata : kuşatma, içine alma
izn-i İlâhî : Allah’ın izni
katre : damla
kemâl-i intizam : tam ve mükemmel bir düzen
külfetsiz : zahmetsiz, zorlanmadan
küllî : büyük, çok
mahz-ı emir : sadece ve yalnız emir
nâzır : bakan, gözlemci
nisbeten : kıyasla, oranla
Nur : bütün varlığı aydınlatan, her çeşit nuru yaratan Allah
seyyarat : gezegenler
şuhud : gözle görme
tahayyül : hayal etme
tasarrufat-ı azime : büyük tasarruflar, kullanımlar
vüs’at : genişlik
yakin-i imanî : kesin ve şüphesiz iman
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan Zât, Allah
zerre : atom
ziyadar : ışıklı
Yükleniyor...