Block title
Block content
Aynen onun gibi, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanın dahi, hakikat-i mümkinata dair ki o hakikat, dünyanın iptidasından tut, ta âhiretin en nihayetine kadar uzanmış ve ferşten Arşa ve zerreden şemse kadar yayılmış olan şecere-i hilkatin hakikatine dair beyanat-ı Furkaniyesi, o kadar tenasübü muhafaza etmiş ve herbir uzva ve meyveye lâyık birer suret vermiştir ki, bütün muhakkikler, nihayet-i tahkikinde, Kur’ân’ın tasvirine “Maşaallah, bârekâllah” deyip, “Tılsım-ı kâinatı ve muammâ-yı hilkati keşif ve fetheden yalnız sensin, ey Kur’ân-ı Hakîm!” demişler.

وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى 1 temsilde kusur yok, esmâ ve sıfât-ı İlâhiye ve şuûn ve ef’âl-i Rabbâniyeyi, bir şecere-i tûbâ-i nur hükmünde temsil edelim ki, o şecere-i nuraniyenin daire-i azameti, ezelden ebede uzanıp gidiyor. Hudud-u kibriyâsı, gayr-ı mütenahi fezâ-yı ıtlakta yayılıp ihata ediyor. Hudud-u icraatı,

يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ - فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوٰى
هُوَ الَّذِى يُصَوِّرُكُمْ فِى اْلاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاۤءُ
2

hududundan tut, ta

وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ - خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ فِى سِتَّةِ اَيَّامٍ
وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ
3

hududuna kadar uzanmış o hakikat-i nuraniyeyi, bütün dal ve budaklarıyla, gayat ve meyveleriyle, o kadar tenasüple ve birbirine uygun, birbirine lâyık, birbirini kırmayacak, birbirinin hükmünü bozmayacak, birbirinden tevahhuş etmeyecek bir surette o hakaik-ı esmâ ve sıfâtı ve şuûn ve ef’âli beyan etmiştir ki,..

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “En yüce sıfatlar Allah’ındır.” Nahl Sûresi, 16:60.
2 : “Allah, kişi ile onun kalbi arasına girer.” Enfâl Sûresi, 8:24. “Daneleri ve çekirdekleri çatlatan Allah.” En’âm Sûresi, 6:95. “Annelerinizin rahimlerinde size kendi dilediği gibi bir şekil veren de Odur.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:6.
3 : “Gökler Onun kudret elinde dürülmüştür.” Zümer Sûresi, 39:67. “Gökleri ve yeri altı günde yaratan Odur.” Hûd Sûresi, 11:7. “Güneşi ve ayı da emrine boyun eğdirdi.” Ra’d Sûresi, 13:2.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On İkinci Söz / Sonraki Risale: On Dördüncü Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhiret : öteki dünya
bârekâllah : Allah ne mübarek yaratmış
beyanat-ı Furkaniye : hak ile batılı birbirinden ayıran Kur’ân’ın açıklamaları, izahları
daire-i azamet : büyüklük dairesi
ebed : sonu olmayan, sonsuzluk
esmâ ve sıfât-ı İlâhiye : Cenab-ı Allah’ın isim ve sıfatları
ezel : başlangıcı olmayan, sonsuzluk
ferş : yer
fethetme : açma
fezâ-yı ıtlak : uçsuz bucaksız gökyüzü, uzay
gayb-âşinâ : gaybı bilen, görünmeyenden haberi olan
gaybî : görünmeyen
gayr-ı mütenahi : sonsuz
hakikat-i mümkinat : varlıkların gerçek yüzü, mahiyeti
hudud-u icraat : icraatın sınırı, ucu
hudud-u kibriyâ : büyüklüğün sınırı, ucu
ihata : kuşatma, içine alma
iptida : başlangıç
keşif : gizli bir şeyi açığa çıkarma
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân
mâşâallah : “Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış”
mebde’ : başlangıç
muammâ-yı hilkat : yaratılıştaki sır ve gizlilikler
muhafaza etmek : korumak
muhakkik : gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler
muvafık : uygun, yerinde
müntehâ : son
nazar : bakış
nihayet : son
nihayet-i tahkik : araştırmanın sonucu
nihayetsiz : sonsuz
suret : şekil, resim, görüntü
şecere-i hilkat : yaratılış ağacı
şecere-i nuraniye : nurlu ağaç
şecere-i tûbâ-i nur : Cennetteki nurlu Tuba ağacı
şems : güneş
şuûn ve ef’âl-i Rabbâniye : herşeyin Rabbi olan Allah’ın işleri, icraat ve fiilleri
tasvir etmek : görüntüsünü çizmek, resmini yapmak
tasvir : anlatım, ifade etme
temsil : kıyaslama tarzında benzetme, analoji
tenasüp : uygunluk
tersim etme : resimleme
tersimat : resimlemeler
tılsım-ı kâinat : evrenin ve yaratılan tüm varlıkların ifade ettiği sır, gizem
uzuv : organ
zerre : atom, en küçük madde parçası
Yükleniyor...