Block title
Block content
بَلِى آثَارَهَا گُويَنْد: زِاَسْمَا لَفْظِ پُرْ مَعْنَا بِخَانْ مَعْنَا، وَمِيزَنْ دَرْ هَوَا آنْ لَفْظِ بِى سَوْدَا

Evet, masnuatta hiçbir eser yok ki, çok mânâlı bir lâfz-ı mücessem olmasın, Sâni-i Zülcelâlin çok esmâsını okutturmasın. Madem şu masnuat elfazdır, kelimat-ı kudrettir; mânâlarını oku, kalbine koy, mânâsız kalan elfâzı bilâpervâ zevâlin havasına at. Arkalarından alâkadarâne bakıp meşgul olma.

عَقْل فَرْيَادْ مِى دَارَدْ، غِيَاثِ (لاَۤ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ) مِيزَنْ اَىْ نَفْسَمْ

İşte, zahirperest ve sermayesi âfâkî malûmattan ibaret olan akl-ı dünyevî, böyle silsile-i efkârı hiçe ve ademe incirar ettiğinden, hayretinden ve heybetinden meyusâne feryad ediyor. Hakikate giden bir doğru yol arıyor. Madem uful edenlerden ve zevâl bulanlardan ruh elini çekti. Kalb dahi mecazî mahbuplardan vaz geçti. Vicdan dahi fânilerden yüzünü çevirdi.

Sen dahi, biçare nefsim, İbrahimvâri لاَۤ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ1 gıyâsını çek, kurtul.

چِه خُوشْ گُويَدْ اُو شَيْدَا “جَامِى” عَشْقِ خُوىْ:

Fıtratı aşkla yoğrulmuş gibi sermest-i câm-ı aşk olan Mevlânâ Câmi, kesretten vahdete yüzleri çevirmek için, bak, ne güzel söylemiş:

يَكِى خَواهْ، يَكِى خَوانْ، يَكِى جُوىْ، يَكِى بِينْ، يَكِى دَانْ، يَكِى كُوىْ
demiştir.HAŞİYE Yani;

1. Yalnız Biri iste; başkaları istenmeye değmiyor.
2. Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor.
3. Biri talep et; başkaları lâyık değiller.
4. Biri gör; başkaları her vakit görünmüyorlar, zevâl perdesinde saklanıyorlar.
5. Biri bil; marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faidesizdir.
6. Biri söyle; Ona ait olmayan sözler mâlâyâni sayılabilir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Batıp gidenleri sevmem.” En’âm Sûresi, 6:76.
HAŞİYE : Yalnız bu satır Mevlânâ Câmî‘nin kelâmıdır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem : yokluk, hiçlik
âfâkî : dış dünyaya ait
akl-ı dünyevî : dünyaya ait akıl
alâkadarane : ilgili bir şekilde
biçare : çaresiz
bilâpervâ : pervasız, korkusuz
elfaz : lafızlar, sözler
esmâ : isimler
fâni : geçici, ölümlü
fenâ : yokluk, yok oluş
fıtrat : yaratılış
gıyâs : yardım nidâsı
heybet : hürmetle beraber korku veren hal
İbrahimvâri : Hz. İbrahim gibi
incirar etme : çekip sona erdirme
kelâm : söz
kelimat-ı kudret : Allah’ın kudret kelimeleri
kesret : çokluk
kışr : kabuk, dış
lâfz-ı mücessem : cisimleşmiş kelime
mağz : öz, iç
mahbup : sevgili
malûmat : bilgiler
masnuat : sanat eseri varlıklar
masnuat-ı fâniye : gelip geçici olan sanat eseri varlıklar
mecazî : gerçek olmayan
Mevlânâ Câmi :
meyusâne : ümitsizce
nefis : kişinin kendisi
Sâni-i Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
sermest-i câm-ı aşk : Allah aşkıyla kendinden geçmek
seyl : sel, akıntı
silsile-i efkâr : fikirler zinciri, fikir halkaları
uful etmek : batmak, kaybolmak
vahdet : birlik
zahirperest : dış görünüşe ehemmiyet veren
zevâl : sona erme
Yükleniyor...