Block title
Block content
Evet, şu kâinatta görünen mevsimlerin değişmesi gibi haşmetli icraat ve seyyârâtın tayyare-misal hareketleri gibi azametli harekât ve arzı insana beşik, güneşi halka lâmba yapmak gibi dehşetli teshirat ve ölmüş, kurumuş küre-i arzı diriltmek, süslendirmek gibi geniş tahvilât gösteriyor ki, perde arkasında böyle muazzam bir rububiyet var, muhteşem bir saltanatla hükmediyor. Böyle bir saltanat-ı rububiyet, kendine lâyık bir raiyet ister ve şayeste bir mazhar ister.

Halbuki, görüyorsun, mahiyetçe en cami’ ve mühim raiyeti ve bendeleri, şu misafirhane-i dünyada, perişan bir surette, muvakkaten toplanmışlar. Misafirhane ise, hergün dolar, boşanır.

Hem bütün raiyet, tecrübe-i hizmet için şu meydan-ı imtihanda muvakkaten bulunuyorlar. Meydan ise her saat tebeddül eder.

Hem bütün o raiyet, Sâni-i Zülcelâlin kıymettar ihsânâtının nümunelerini ve harika san’at antikalarını çarşı-yı âlem sergilerinde, ticaret nazarında temâşâ etmek için, şu teşhirgâhta birkaç dakika durup seyrediyorlar, sonra kayboluyorlar. Şu meşher ise her dakika tahavvül ediyor. Giden gelmez, gelen gider.

İşte bu hal ve şu vaziyet kat’î gösteriyor ki, şu misafirhane ve şu meydan ve şu meşherlerin arkasında, o sermedî saltanata medar ve mazhar olacak daimî saraylar, müstemir meskenler, şu dünyada gördüğümüz nümunelerin ve suretlerin en halis ve en yüksek asıllarıyla dolu bağ ve hazineleri vardır. Demek, burada çabalamak onlar içindir. Şurada çalıştırır, orada ücret verir. Herkesin istidadına göre eğer kaybetmezse orada bir saadeti vardır. Evet, öyle sermedî bir saltanat, muhaldir ki, şu fâniler ve zâil zeliller üstünde dursun.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: On Birinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

cami’ : kapsayıcı, kuşatıcı
çarşı-yı âlem : dünya çarşısı
daimî : devamlı, sürekli
fâni : geçici, ölümlü
hakikat : gerçek, doğru
halis : saf, temiz
harekât : hareketler
haşmetli : görkemli, heybetli
icraat : faaliyet, iş
ihsânât : iyilikler, ikramlar, bağışlar
istidad : kabiliyet
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kat’î : kesin olarak
mahiyet : esas, nitelik, içyüz
mazhar : yansıma ve görünme yeri; sahip olma, erişme
medar : sebep, vesile, eksen
mesken : yer, mekan
meşher : sergi
meydan-ı imtihan : imtihan meydanı
misafirhane-i dünya : dünya misafirhanesi
muazzam : çok büyük
muhal : imkansız
muhteşem : ihtişamlı, görkemli
muvakkaten : geçici olarak
müstemir : yerleşmiş, devamlı
nazarında : gözünde
nümune : örnek
raiyet : halk
saadet : mutluluk
saltanat : egemenlik, hükümranlık
saltanat-ı rububiyet : Rablık saltanatı
sarf etmek : harcamak
sermedî : devamlı, sürekli
seyyârât : gezegenler
suret : şekil, tarz; görüntü
şayeste : layık
tahavvül : değişme
tebeddül etmek : değişmek
temsil : kıyaslama tarzında benzetme, analoji
tenezzüh : gezinti
teshirat : itaat ettirmeler
teşhirgâh : sergi yeri
tezyinat : süslemeler
vaziyet : durum
zâil : geçip gidici, yok olucu
zelil : aşağılık, alçak
Yükleniyor...