Block title
Block content
Evet, mahşer-i acaip olan şu koca arzı, âdi bir hayvan gibi imâte ve ihyâ eden ve beşer ve hayvana hoş bir beşik, güzel bir gemi yapan ve güneşi onlara şu misafirhanede ışık verici ve ısındırıcı bir lâmba eden, seyyârâtı meleklerine tayyare yapan bir Zâtın, bu derece muhteşem ve sermedî Rububiyeti ve bu derece muazzam ve muhît hâkimiyeti, elbette, yalnız böyle geçici, devamsız, bîkarar, ehemmiyetsiz, mütegayyir, bekàsız, nâkıs, tekemmülsüz umûr-u dünya üzerinde kurulmaz ve durmaz. Demek, Ona şayeste, daimî, berkarar, zevâlsiz, muhteşem bir diyar-ı âhar var, başka bâki bir memleketi vardır. Bizi onun için çalıştırır. Oraya davet eder. Ve oraya nakledeceğine, zahirden hakikate geçen ve kurb-u huzuruna müşerref olan bütün ervâh-ı neyyire ashabı, bütün kulûb-u münevvere aktâbı, bütün ukul-u nuraniye erbabı şehadet ediyorlar ve bir mükâfat ve mücazat ihzar ettiğini müttefikan haber veriyorlar ve mükerreren pek kuvvetli vaad ve pek şiddetli tehdit eder, naklederler.

Hulfü’l-vaad ise, hem zillet, hem tezellüldür; hiçbir cihetle celâl-i kudsiyetine yanaşamaz. Hulfü’l-vaîd ise, ya aftan, ya aczden gelir. Halbuki küfür cinayet-i mutlakadır;HAŞİYE affa kabil değil. Kadîr-i Mutlak ise, aczden münezzeh ve mukaddestir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Evet, küfür, mevcudatın kıymetini iskat ve mânâsızlıkla itham ettiğinden, bütün kâinata karşı bir tahkir ve mevcudat âyinelerinde cilve-i Esmâyı inkâr olduğundan, bütün esmâ-i İlâhiyeye karşı bir tezyif ve mevcudatın vahdâniyete olan şehadetlerini reddettiğinden, bütün mahlûkata karşı bir tekzip olduğundan, istidad-ı insanîyi öyle ifsad eder ki, salâh ve hayrı kabule liyakati kalmaz. Hem bir zulm-ü azîmdir ki, umum mahlûkatın ve bütün esmâ-i İlâhiyenin hukukuna bir tecavüzdür. İşte şu hukukun muhafazası ve nefs-i kâfir hayra kabiliyetsizliği, küfrün adem-i affını iktiza eder.

اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ

[“Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür.” Lokman Sûresi, 31:13] şu mânâyı ifade eder.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: On Birinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : âcizlik, güçsüzlük
adem-i af : affedilmeme
bâki : kalıcı ve sürekli
bekàsız : gelip geçici, ölümlü
berkarar : kararlı, yerleşmiş
bîkarar : kararsız
celâl-i kudsiyet : kutsal büyüklük, haşmet
diyar-ı âhar : başka memleket
hakikat : gerçek
hâkimiyet : hükümranlık, egemenlik
hayr : iyilik
ihzar etmek : hazırlamak
iktiza etme : gerektirme
iskat : düşürme
itham : suçlama
kabil : mümkün, olabilir
kurb-u huzur : huzura yakınlık
küfür : inkâr, inançsızlık
liyakat : layık olma
mahlûkat : yaratılmışlar
mevcudat : varlıklar
muazzam : azametli, çok büyük
muhît : kapsamlı, kuşatıcı
muhteşem : ihtişamlı, görkemli
mükerreren : tekrarla, defalarca
münezzeh : her türlü kusur ve noksandan arınmış
müşerref olan : şereflenen
mütegayyir : değişen
müttefikan : ittifakla, birleşerek
nâkıs : eksik, noksan
nefs-i kâfir : inanmayan kişinin kendisi
salâh : düzelme
sermedî : devamlı, sürekli
şayeste : layık
tahkir : hakaret etme
tekemmülsüz : olgunlaşmamış
tekzip : yalanlama
tezellül : alçalma
tezyif : hakaret, küçük düşürme
ukul-u nuraniye erbabı : aydın akılların erbabı, âlimler gibi
umûr-u dünya : dünya işleri
vaad : söz verme
vahdâniyet : Allah’ın birliği
zahir : görünür
zevâlsiz : devamlı, yok olmayan
zillet : alçaklık, aşağılık
zulm-ü azîm : çok büyük zulüm
Yükleniyor...